Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 63. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 63. Ayet

    وَاِذْ اَخَذْنَا م۪يثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَۜ خُذُوا مَٓا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا ف۪يهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-iż eḣażnâ mîśâkakum verafa’nâ fevkakumu-ttûra ḣużû mâ âteynâkum bikuvvetin veżkurû mâ fîhi le’allekum tettekûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Sizden sağlam bir söz almış, tepenizde yükselttiğimiz Tur dağının altında, 'Verdiğimiz talimata bütün gücünüzle sarılın ve muhtevasını daima hatırlayın ki kötülüklerden sakınabilesiniz' demiştik.

      Sizden sağlam bir söz almış ve Tur dağını tepenizde yükseltmiştik. Allah'ın aldığı sözün (misak, ahid) yaratılış ve fıtrat ahdi ile risalet ve nübüvvet ahdi olmak üzere iki kısma ayrıldığını daha önce anlatmıştık. Buradaki misakın manası şöyledir: Biz İsrailoğulları'ndan Tevrat'ta onun muhtevasıyla amel etmeleri konusunda söz almıştık. Fakat onlar Tevrat'taki cezai müeyyideler (hadler), çeşitli hüküm ve şeriatları görüp hoşlanmadıkları için ahidlerini bozdular. Bunun üzerine Allah Tur'u tepelerine dikmiş, onlar da kabule mecbur kalmışlardı. Buradaki ahdin sözünü ettiğimiz yaratılış ve fıtrat ahdi olup onu bozmuş bulunmaları da ihtimal dahilindedir.

      Kader ve İnsan Fiilleri Meselesi

      Size verdiğimiz talimata bütün gücünüzle sarılın. Bu ilahi beyan, süreklilik arzeden bir ciddiyet ve samimiyetle Tevrat'a sarılın; bir de bütün gücünüzle, yani Tevrat çerçevesinde Allah'a boyun eğip itaat edin, diye yorumlanmıştır.

      Mu'tezile mensuplarından bazıları, kulun ihtiyari fiillerinde kudretin fiilden önce olduğuna bu ayetle istidlal etmek istemişlerdir. Çünkü aziz ve celil olan Allah İsrailoğulları'na Tevrat'ı benimseyip içeriğine göre hareket etmelerini emretmişti. Şayet Cenab-ı Hak Tevrat'ı ellerine alıp gereğince amel etmeden önce bu fiilin kudretini kendilerine vermeseydi bu hususu onlara emretmezdi, zira İsrailoğulları emrettiğinizi yapmaya kudretimiz yoktur, derlerdi. İşte bu husus Allah'ın, fiilden önce ona ait kudreti (istitâat) insana verdiğini kanıtlamaktadır. Ancak bize göre adı geçen zümrenin telakkisi yanlıştır, çünkü Allah Teala fiilden ve emrettiği zamandan önce İsrailoğulları'na kudret verseydi bu kudret fiilden önce yok olur ve dolayısıyla fiil kudretsiz meydana gelmiş bulunurdu, zira Mu'tezile'nin görüşlerinden biri de [bir araz olan] kudretin iki zaman dilimi içinde devam etmeyip yok olması şeklindedir. Şu halde kudretin, fiilin meydana geliş sırasında vücut bulup ondan önce veya sonra değil tam fiil ile birlikte ortaya çıktığı kanıtlanmıştır. Bir de kudrete "fiilin kudreti" denilmiştir, şayet fiilden önce bulunsaydı kendisine nisbet edilmesinin bir anlamı kalmazdı.

      Bu hususta hareket noktası şudur ki Allah Teala verdiğimiz talimata bütün gücünüzle sarılın, buyurmuştur. Bilindiği üzere "almak, sarılmak" buna ait (fiili) kudretle mümkün olur. Burada iki istidlal şekli söz konusudur. Birincisi "alma-sarılma"ya ait "terketmek"ten ayrı bir kudret vardır. İkincisi, Allah Teala "kudretle alma"yı (bütün güçle sarılmayı) zikretmiştir; kudret fiil ile birlikte bulunmadığı takdirde fiilin bu kudretle gerçekleşmesi imkan dahiline girmez. Görülmez mi ki fiilin gerçekleşmesine ait kudret o fiilden birkaç zaman dilimi uzak kaldığı takdirde gerçekleşmemektedir; kudretin fiilinden bir tek zaman dilimi bile uzak kalması da aynı neticeyi doğurur.

      Muhtevasını daima hatırlayın. Birkaç şekilde yorumlanmıştır. Denildi ki üzkürü unutmayın, mafıhi onda bulunan ilahi emir ve yasağı; bunları kale almamazlık etmeyin. Belki masiyet ve günahlardan sakınmış olursunuz. Ayrıca Tevrat'ta bulunan tevhid ve imanı unutmayın ki şirkten ve küfürden sakınabilesiniz, yahut içerdiği hüküm ve şeriatları veya mükafat-ceza, vaad ve tehditleri (vaid) unutmayın. Bu yorumların hepsi aynı noktada toplanır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ehaznâ / Huzû (أخذنا / خذوا)

        E-h-z kökünden türeyen kelimelerin etimolojisi hakkında İbn Fâris, kökün asıl anlamının bir şeyi elde etmek, sıkıca tutmak, kavramak ve zorla veya kesin bir şekilde almak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylem bağlamında e-h-z fiilinin bir şeyi elde etmeyi ve korumayı ifade ettiğini; ayetteki "ehaznâ" (aldık) kullanımının İsrailoğullarından kesin bir söz/ahit alınmasını, "huzû" (tutun/alın) emrinin ise ilahi vahye ve kitaba sımsıkı, tavizsiz bir şekilde sarılmayı anlattığını aktarır.

        Mîsâkakum (ميثاقكم)

        V-s-k kökünden gelen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün temel anlamının bir şeyi sağlamlaştırmak, bağlamak ve sıkı düğüm atmak olduğunu, güven (vesika) kavramının da buradan türediğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, mîsâk kavramını yeminle ve ağır sorumluluklarla pekiştirilmiş, bozulması yasak olan kesin sözleşme ve ahit olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, mîsâk kelimesinin Kur'an'ın semantik dünyasında sıradan bir kabilevi veya ticari antlaşmanın çok ötesinde olduğunu; Tanrı ile insan (bu bağlamda İsrailoğulları) arasında kurulan, insanın varoluşsal itaatini ve ilahi şeriatın otoritesini sabitleyen derin ontolojik ve ahlaki bir sözleşmeyi temsil ettiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu sözleşmenin, Sina Dağı'nda gerçekleşen ve İsrailoğullarının teolojik kimliğini, yasa (Tevrat) eksenli varoluşunu inşa eden en temel tarihi-dini ahit olduğunu vurgular.

        Rafa'nâ (رفعنا)

        R-f-a kökünden türeyen bu kelime hakkında İbn Fâris, kökün asıl anlamının bir şeyi yukarı kaldırmak, yükseltmek ve aşağı indirmenin (vaz') zıddı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ref eyleminin hem fiziksel olarak bir cismi yukarı kaldırmak hem de mecazi olarak şeref ve makamca yüceltmek manalarına geldiğini; ancak bu ayetin bağlamında dağın İsrailoğullarının başları üzerine dehşet verici bir fiziksel gerçeklikle ve somut bir uyarı olarak kaldırılmasını ifade ettiğini aktarır.

        Et-Tûra (الطور)

        T-v-r kökünden gelen (veya yabancı menşeli) kelimenin etimolojisi üzerine İbn Fâris, kelimenin dağ anlamına gelmekle birlikte bir şeye yaklaşmak ve sınır manası da taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, Tûr kelimesinin özellikle ağaçlıklı ve verimli dağlar için kullanıldığını, burada ise Sina Dağı'na özel bir isim/sıfat olarak tahsis edildiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin saf Arapça bir kökten türetilmediğini; doğrudan doğruya Süryanicedeki "tura" veya Aramicedeki "tura" (dağ) kelimesinden alındığını, Ehl-i Kitap geleneğinde ilahi vahyin indiği teofani (Tanrı'nın tecellisi) mekanını nitelemek için kullanılan bu ismin Geç Antik Çağ'da Arapçaya ödünçlendiğini ileri sürer. Celaleddin el-Suyuti, lafzın Kur'an'daki yabancı kökenli (muarreb) kelimelerden olduğunu ve Süryanicede "dağ" anlamına geldiğini belirterek Jeffery'nin dilbilimsel tespitini destekler. Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın bu ayette standart Arapça dağ kelimesi olan "cebel" yerine ısrarla "Tûr" lafzını kullanmasının tesadüfi olmadığını; bu seçimin metni doğrudan doğruya Süryani-Arami litürjik hafızasına ve Ehl-i Kitap'ın Sina anlatısındaki teolojik auraya bağlayan bilinçli bir terminolojik tercih olduğunu tahlil eder.

        Âteynâkum (آتيناكم)

        E-t-y kökünden türeyen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün temel anlamının gelmek, yaklaşmak, bir şeyi getirmek veya vermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, i'ta eyleminin bir şeyi lütuf olarak, kolaylıkla ve cömertçe vermek anlamına geldiğini; bağlam içerisinde Allah'ın İsrailoğullarına doğru yolu bulmaları için Tevrat'ı (ilahi yasayı) büyük bir ikram ve rehberlik aracı olarak sunmasını ifade ettiğini aktarır.

        Kuvvetin (قوة)

        K-v-v kökünden gelen kelimenin etimolojisi hakkında İbn Fâris, asıl anlamın sağlamlık, direnç, şiddet ve zayıflığın zıddı olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kuvvet kavramının hem bedensel gücü hem de ruhsal ve zihinsel iradeyi kapsadığını; ayetteki "kuvvetle tutun" emrinin, ilahi yasalara karşı gevşeklik, tembellik veya şüphe göstermeksizin tam bir ciddiyet, azim ve tavizsiz bir inançla bağlanmayı gerektirdiğini belirtir.

        Uzkurû (اذكروا)

        Z-k-r kökünden türeyen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün temel anlamının bir şeyi zihinde korumak, hatırlamak ve dille ifade etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zikir eylemini bilginin zihinde hazır bulunması veya kaybolan bilginin hafızadan geri çağrılması olarak tanımlar; ayetin bağlamında ilahi kitaptaki emir ve yasakların sürekli akılda tutulması, unutulmaması ve hayata tatbik edilmek üzere sürekli bir bilinç halinde korunması manasına geldiğini aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki zikir emrinin sadece pasif bir zihinsel anımsama faaliyeti olmadığını; ilahi sözleşmenin maddelerini (ahdi) her an canlı tutarak pratik hayatta eyleme dönüştürmeyi, teolojik hafızayı ahlaki bir duruşla sürekli güncelleyerek yaşatmayı ifade eden aktif ve varoluşsal bir eylem olduğunu tahlil eder.

        Tettekûn (تتقون)

        V-k-y kökünden gelen bu kelime hakkında İbn Fâris, kökün asıl anlamının bir şeyi zarardan korumak, ona kalkan olmak ve muhafaza etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, takva kavramını nefsi günahlardan, azaba sebep olacak eylemlerden korumak ve ilahi sınırlara riayet etmek olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki sistematiğinin temel taşı olan takva kavramının; salt bir "korku" olmanın ötesinde, inananın Allah'ın mutlak otoritesi karşısında hissettiği derin, eskatolojik bir ürperti ve bu ürpertinin kişiyi ilahi ahde sadık kalmaya, günahlardan titizlikle kaçınmaya iten en üst düzey ahlaki otokontrol mekanizması olduğunu derinlemesine tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X