الٓمٓ ۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 1. Ayet
Daralt
X
-
Elif. Lâm. Mim.
Elif. Lâm. Mim (الم) hakkında değişik görüşler ileri sürülmüştür. Abdullah b. Abbas'ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Elif. Lâm. Mim (الم) "Ben Allah'ım, en iyi bilenim" demektir. Bunun Allah'ın bir yemin ifadesi olduğu söylendiği gibi (bazı sûrelerin başında yer alan) bu tür elifbâ harflerinin, sûrelerin başlangıç kısımlarını teşkil ettiği de belirtilmiştir. Bir başka görüşe göre bu harflerin her biri Allah'ın isimlerinden birinin örtülü (kinâye) anlatımıdır: Elif (ا) Allah, Lâm (ل) lütfu, Mim (م) de mülkü demektir. Yahut Elif Allah'ın nimetleri (آلاء), Lâm (ل) lütfu, Mîm (م) yüceliğine (mecd) veya Elif Allah, Lâm Cibrîl, Mîm Muhammede tekabül etmektedir. Diğer bir yoruma göre bunlar, şiir ve benzeri manzum sözleri ve mensur metinleri ayırmak için getirilen (ve şairlerin kasidelerinin başında bir süs ve bir giriş olarak yer verdikleri) teşbîb kabilinden ifadelerdir. Yine denildiğine göre bu müstakil harflerin (hurûf-ı mukattaa: birbirine katılmayan harfler) mânaları kendilerini izleyen kısımlarla açıklanmıştır: Meselâ "Elif. Lâm. Mim. Bu kitap..." âyet-i kerîmesinde olduğu gibi. Burada "bu kitap" kısmı Elif. Lâm. Mîm'in açıklanmasıdır. Aynı şekilde "Elif. Lâm. Mim. Allah kendisinden başka tanrı bulunmayan varlıktır". "Elif. Lâm. Mim Sad (المص). İndirilen bir kitaptır", "Elif. Lâm. Ra (الر). Bu kitap...", "Elif. Lâm. Mim (الم). Bunlar, hikmet dolu kitabın âyetleridir" gibi âyetlerde de bu harflerin hemen ardından getirilen kısımlar, onların açıklaması konumundadır. Kimilerine göre bu harflerde ebced hesabı ile İslâm ümmetinin hâkimiyetinin akıbetine dair işaretler bulunmaktadır. Ancak onlar bazı harfleri hesaba katmış bazılarını da katmamışlardır. Bir diğer görüş bu harflerin, Allah'ın hakkında bilgi vermediği müteşâbih grubundan olduğu şeklindedir, çünkü O'nun kullarını dilediği şekilde sınava tâbi tutması mümkündür. Yine bir görüşe göre müşriklerin, "Şu Kur'ân'ı dinlemeyin, onu okunurken gürültüye boğun" sözlerinin ve "Onların, Beytullah yanındaki duaları, ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir" meâlindeki âyet-i kerîmelerin de işaret ettiği üzere müşrikler Kur'ân'ı dinlemiyorlardı. İşte bu sebeple azîz ve celîl olan Allah, dinlemelerine vesile kılmak ve ilâhî tebliği sağlamak için bu elifbâ harflerine kitabında yer vermiştir.
Kur'ân'da Yer Alan Hurûf-i Mukattaa'nın Konumu
Hurûf-ı mukatta'a konusunda hareket noktası olarak biraz önce de sözünü ettiğimiz gibi bunları yemin ifadeleri olarak belirlemek mümkündür. Belli sûrelerin başında zikredilenlerle Arap alfabesindeki bütün harfler kastedilmiş olabilir. Çünkü Araplar'ın geleneğine göre kadri yüce ve değerli şeyler üzerine ant içilir. Harfler ise dünya ve âhiret düzenini sağlayan temel unsurlardan olup onlar vasıtasıyla bütün faydalı şeylere ulaşılabilir. Bunun yanında mukattaa harfleri bütün hikmet nevilerinin kendilerinde toplandığı iki büyük nimet olan konuşma ve dinleyip işitme nimetlerine de işaret etmektedir. Bu sebeple Allah, "Harflerin Rabbi'ne yemin olsun ki" anlamında onlara yemin etmiştir. Veya insanların gözlerinde harflerin kadrini yüceltmek amacıyla onlarla yemin etmiştir. Bunun, Allah'ın iradesi çerçevesinde bulunduğu şüphesizdir. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.
Bazı sürelerin başında yer alan harflerden her birinin, tekrar edelim ki ebced hesabı ile insanların katında büyük ve önemli birer işe işaret eden remiz ve semboller olması da mümkündür. Yine onlarla Allah'ın isim ve sıfatları, yaratıklarına ihsan ettiği nimetleri, İslâm ümmetinin akıbeti, bu ümmetin halife ve devlet başkanlarının sayısı ve İslâm ümmetinin yayılacağı yerler semboller halinde anlatılmış da olabilir. Bu, son derece veciz bir anlatım biçimidir, hatta söz yerine remizle yetinmek ve uzun anlatıma girişmektense işaretleri kâfi görmektir. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir. Bu suretle insanlar Allah'ın kudretine vâkıf olsun ve O'nun, dilediği gerçekleri dilediği sembollere sığdırdığını anlasın, hem de bütün yaratıkların gerçek konumu çerçevesinde. Nitekim eşyada bulunup da akıl ve idrak vasıtalarının mahiyetini anlamaktan âciz kaldığı ve herkesin kavrayamadığı ince sırlar bu cümleden olup Allah bunların zâhirî ve bâtınî yönlerini dilediğinde beyan etmektedir. Bunun gibi kendi beyanlarını da zaman zaman bu konumda kılması tabiidir. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.
Sözü edilen harflerin sûre adları olması da mümkündür. Kitaplarına dilediği isimleri verdiği gibi sürelerine de dilediği isimleri vermesi Allah'a ait bir iştir. Cins isimleri en fazla beş harfli olduğu gibi mukattaa harflerinden oluşan sûre adları da böyledir. Bunun delili bu tür harflerle başlayan bütün sürelerin sözü edilen harflerle bağlantı içinde olmasıdır; sanki sûre, başındaki mukattaa harfleriyle kurulmuştur. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.
Hecâ harflerinin, daha önce söz konusu ettiğimiz üzere, manzum ve mensur sözlerin arasını ayırma vazifesi gören teşbîb kabilinden olması da mümkündür. Duyulur âlemdeki sözlerde âdet olan, manzumelerin teşbih ile başlamasıdır. Şair, bu suretle asıl söyleyeceği kelâmdan farklı bir giriş yapar, işte Allah kelâmının durumu da böyledir. Görmez misin ki Kur'ân beşerî söz türleri çerçevesinde bir durum arzeder, fakat beşerin kelâmında Kur'ân'a tıpatıp benzeyen bir ifade bulmak mümkün değildir. Şairlerin teşbihinde de durum aynıdır. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.
Allah'ın bu harfleri, neyi kastettiğini yalnız kendisinin bildiği şekilde indirmiş olması da mümkündür. Bu suretle Allah hurûf-ı mukattaayı teʼvil ve tefsir etmekten çekinmek, gerçek mânalarını ve kendileriyle ne anlatılmak istendiğini, onları indirene bırakmak ve onların müteşâbih âyetler olduklarını kabul etmek hususunda kullarını imtihan etmeyi dilemiştir. Nitekim inkârcıların (mülhide) takılıp kaldığı konulardan biri de bu harflerdir. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.
Bu harflerin Mekkeliler'in daha önce benzerini görüp tanımadıkları ilginç bir biçimde gelmeleri sebebiyle üzerinde düşünmeye sevkedecek tarzda indirilmiş olması da mümkündür. Çünkü Allah onların hakkı kabul etmeyip direttiklerini, Kur'ân'ı dinlemeyip ondan yüz çevirdiklerini ve onların, "Kur'ân'ı dinlemeyin, onu okunurken gürültüye boğun" dediklerini biliyordu. Zira Mekkeliler Hz. Peygamber'i kendilerinden biri gibi kabul ediyordu. Ayrıca bu harfler daha önce tanımadıkları bir ifade şekli getirdiğinden onların eleştirisine yol açmıştır. Resûl-i Ekrem de bu inançsızlara her şeyin idaresine sahip bulunan Allah'ın katından nâzil olanları öğrenmeye kendilerini sevkedecek olan hurûf-ı mukattaalı süreler okumuştur. Bu yüzden onlar, Kur'ân'ın bütün diğer âyetleri arasında bu harfler üzerinde fikir yormaya koyulmuşlardır. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.
Nihayet diğer bir görüşe göre de Allah yaratıklarını bu harfler üzerinde düşünmeye davet etmiştir. Bunlarla neyi anlatmak istediğini bilen sadece kendisidir.
Yorumu Yorumla
-
Elif Lâm Mîm (الم)
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkan fi Ulumil-Kur'an adlı eserinde bu harflerin (Huruf-ı Mukattaa) mahiyeti hakkında klasik dönemdeki çeşitli görüşleri derleyerek, bunların Allah ile peygamberi arasında bir sır (sırrullah) olabileceğini, Allah'ın isim ve sıfatlarının kısaltmaları (örneğin Elif'in Allah, Lâm'ın Lâtif, Mîm'in Mecîd veya Rahmân ismine işaret etmesi) sayılabileceğini veya Kur'an'ın sure isimlerinden biri olabileceğini aktarır. Şarkiyatçı Theodor Nöldeke, Geschichte des Qorâns adlı çalışmasının ilk evrelerinde bu harflerin, Kur'an'ın cemi sırasında faydalanılan şahsi sahifelerin sahiplerine ait isimlerin baş harfleri (kısaltmaları) olabileceği tezini öne sürmüş, ancak daha sonra bu görüşünden vazgeçerek bunların semavi metinlerin taklidi veya üslup amacıyla kullanılan mistik semboller olduğu kanaatine varmıştır. Arthur Jeffery de Nöldeke'nin ilk dönem görüşlerine paralel bir çizgi izleyerek, metnin derlenmesi aşamasında metin parçalarının aidiyetini gösteren mülkiyet veya kaynak işaretleri (monogramlar) olabileceği fikrini desteklemiştir. Christoph Luxenberg, bu harflerin Geç Antik Çağ Süryani Hıristiyan litürjisinde kullanılan kısaltmaların kalıntıları olduğunu iddia ederek, metnin aslında ayinlerde okunan mezmurlara veya dualara atıf yapan işaretler olduğunu öne sürer. Çağdaş araştırmacı Angelika Neuwirth, bu harfleri geç antik dönem okuma pratikleriyle ilişkilendirerek, bunların ilahi bir tilavetin başladığını gösteren yapısal ve litürjik belirteçler olduğunu ifade eder ve surelerin sözlü kompozisyonunun ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirir. Gabriel Said Reynolds, harflerin Geç Antik Çağ dini literatüründeki bağlamına dikkat çekerek, bu tür harflerin ilahi vahyin otoritesini tesis etmek amacıyla kullanılan, esrarengiz semboller işlevi gördüğünü belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu harflerin nüzul dönemindeki hitap bağlamında Araplar tarafından edebi bir meydan okuma (tehaddi) ve muhatabın dikkatini çekme amacı taşıyan retorik araçlar olarak kullanıldığını vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar ise bu harflerin Kur'an'ın kaynağına işaret ettiğini, muhataplara "İşte Kur'an sizin konuştuğunuz bu harflerden meydana gelmiştir, gücünüz yetiyorsa benzerini getirin" şeklinde bir aczde bırakma mesajı taşıdığını belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğünü keşfedin.
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla