ف۪ي لَوْحٍ مَحْفُوظٍ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bürûc Sûresi, 22. Ayet
Daralt
X
-
"Levh-i mahfûzdadır."
Kimileri levh ve kalemi gerçek anlamda levh ve kalem olarak kabul etmiştir, bunların nasıl olduğuna dair nitelemeler tefsircilerce yapılmıştır. Kimi de levhe beliren söz, yani Melek için ortaya çıkan emir mânası vermiş ve gerçekte levh diye bir nesnenin olmadığını söylemiştir. Bâtıniyye, kalemi ilk yaratılan varlık olarak yorumlamış, levhi de ikinci yaratılan varlık olarak izah etmişlerdir. Birinci yaratılanı ikinci yaratılan varlığın sebebi kılmışlardır. Onların şöyle bir kuruntusu vardır: İlk yaratılan, ikinci yaratılana işaret eder, dolayısıyla onu inşa edendir. Birinci var edilene “Bâri” ikinci var edilene de “Hâlık” ve “Rahmân” dediler. Felsefeciler ilk varlığa “akıl”, ikinciye ise “nefs” dediler. Sonra da nefislerden çoğalma (tevâlüd) meydana geldi. İlk varlığı, sözünü ettikleri varlıkların ortaya çıkması için asıl ve illet kılmaları halinde ilk olanı ikinci için asıl ve illet saymaları muhtemeldir. Nutfenin insanın yaratılmasında asıl sayılmasının doğru olması gibi. Ancak onlardan hiçbiri Bâtıniyye ve filozofların isimlendirdikleri nesneye ad olması caiz değildir. Çünkü levh ve kaleme isim icat etmek caiz olmaz, aksine delile dayalı olarak onlara ne isim verilmişse biz de o ismi veririz. Delil olarak biz levh ve kalem ile isimlendirildiklerini biliyoruz. Bu itibarla bizim onları başka isimlerle adlandırmamız söz konusu olmaz.
“Mahfûz” (محفوظ), yani düşmanlardan korunmuştur. Bu itibarla kimse değiştirme ve yerine başkasını koyma gibi bir müdahale yapamaz. Allah Teâlá onu, güçlü bir elçi eliyle kendisine indirmiş olduğunu bildirdi. Bu itibarla hiç kimse ona galebe çalıp da içindekileri tahrife kalkışamaz. Onu kendinde güvenilir olarak açıkladı: “O Kur’an gerçekten değerli, güçlü ve arşın sahibi katında itibarlı bir elçinin sözüdür. (Elçi) orada saygın ve güvenilirdir”. Böylece bizzat meleğin kendisi tarafından bir değişikliğe gidilmeyeceği için de herkesin güven içinde olması gerektiği bildirilmiş oldu. Doğruya ileten yalnızca Allah’tır!
Yorum
-
Levh (لوح)
İbn Fâris, l-v-h kökünün temel anlamının "belirmek, parlamak ve genişlemek" olduğunu, üzerine yazı yazılan her türlü geniş ve düz nesneye (ahşap, kemik veya metal) bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin üzerine yazı yazılan geniş levha anlamında kullanıldığını, ayette ise ilahi takdirin ve vahyin kaydedildiği yüce bir makamı temsil ettiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Sami dillerinin kadim mirası olduğunu, İbranicedeki lûah ve Süryanicedeki lûha formlarıyla doğrudan ilişkili bulunarak "yazı tableti" anlamında Arapçaya yerleştiğini analiz eder. Toshihiko Izutsu, Levh kavramının vahyin tarihsel bir forma bürünmeden önceki "metafizik ana nüshası"nı temsil ettiğini ve ilahi kelamın ontolojik sabitliğini ifade ettiğini belirtir. Angelika Neuwirth, kelimeyi Geç Antik Çağ'ın "göksel kitap" tasavvuru çerçevesinde ele alarak, vahyin beşeri dünyadan bağımsız ve kutsal bir zeminde korunduğunu niteleyen kozmik bir imge olduğunu savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sözlükteki somut anlamından yola çıkarak, Levh-i Mahfuz tamlamasının ilahi ilmin her şeyi kuşatıcılığını ve vahyin tahriften uzaklığını muhatapların zihninde somutlaştıran metaforik bir anlatım olduğunu ifade eder.
Mahfuz (محفوظ)
İbn Fâris, h-f-z kökünün temel anlamının "bir şeyi korumak, gözetmek ve onu bozulmaktan veya kaybolmaktan sakınmak" olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin her türlü eksilme, artma ve yetkisiz müdahaleden uzak tutulan, ilahi koruma altına alınmış olanı nitelediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu sıfatın Kuran'ın "korunmuşluk" niteliğini vurguladığını, vahyin hem göksel katmanlarda hem de tebliğ sürecinde her türlü şeytani ve beşeri müdahaleden beri tutulduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamsal olarak Kuran'ın otantikliğini ve ilahi bir teminat altında olduğunu gösterdiğini, inkarcıların yalanlama çabalarına karşı metnin sarsılmazlığını ve değişmezliğini ilan ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, metafizik açıdan mahfuz olmanın, ilahi hakikatlerin zamanın ve mekanın yıpratıcı etkisinden münezzeh bir şekilde ilahi iradenin mutlak kontrolünde bulunması anlamına geldiğini aktarır.
Yorum
Yorum