Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bürûc Sûresi, 19. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bürûc Sûresi, 19. Ayet

    بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي تَكْذ۪يبٍۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Beli-lleżîne keferû fî tekżîb(in)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Doğrusu inkârcılar bir yalanlama içindedirler."

      Yani Allah Teâlâ’nın kullarına nimet vermesini inkâr edenler O’nun nimetlerini tekzip etmektedirler. Yahut onlar Allah Teâlâ’nın nimetlerini inkâr edince Allah da onları iman etmeye muvaffak kılmadı, böylece onlar kâfir olarak kalakaldılar.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Keferu (كَفَرُوا)

        İbn Fâris, k-f-r kökünün asıl anlamının bir şeyi örtmek ve gizlemek olduğunu belirtir; tohumu toprağa gömüp üzerini örten çiftçiye de (kâfir) bu sebeple bu ismin verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin din ıstılahında Allah’ın birliğini, nimetlerini veya peygamberin tebliğini bilerek örtmek ve inkar etmek anlamına geldiğini, buradaki kullanımın hakikati kasten gizleyen bir zihin yapısını nitelediğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Sami dillerinin ortak mirası olduğunu, İbranicede kâphar ve Süryanicede kpar (silmek, örtmek, kefaret etmek) formlarıyla akraba olduğunu belirterek, Arapçada inkar anlamında yerleşik bir teolojik terime dönüştüğünü analiz eder. Toshihiko Izutsu, küfür kavramının Kuran'ın anlamsal dünyasında sadece basit bir inançsızlık değil, Allah’ın ayetlerine ve nimetlerine karşı sergilenen aktif ve nankörce bir direnç olduğunu, imanın zıddı olan merkezi bir negatif tutumu temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki bağlamının geçmişteki helak olan kavimlerin izinden giden çağdaş inkarcıların psikolojik durumuna işaret ettiğini, gerçeği bilmelerine rağmen onu örtmeye devam ettiklerini ifade eder.

        Tekzib (تَكْذِيبٍ)

        İbn Fâris, k-z-b kökünün doğruluğun (sıdk) zıddı olduğunu ve gerçeğe aykırı beyanda bulunmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tekzîb formunun bir haberi veya bir kimseyi bilerek yalanlamak, onu yalanlayıcı konumuna düşürmek manasına geldiğini; ayetteki kullanımın inkarcıların sadece inanmamakla kalmayıp, ilahi mesajı sistemli bir şekilde yalanlama süreci içinde olduklarını nitelediğini aktarır. Toshihiko Izutsu, tekzib kavramının küfür eyleminin dışa vurulmuş, sözel ve eylemsel bir formu olduğunu, peygamberin tebliğini bir yalan olarak nitelendirerek reddetme tutumunu temsil ettiğini analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü’ş-Şâtı), kelimenin mastar formunda ve belirsiz (nekra) olarak gelmesinin, yalanlamanın şiddetini, sürekliliğini ve inkarcıların bu konudaki inatçı ısrarını edebi bir vurguyla sunduğunu savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Arap dilindeki kullanımından hareketle, inkarcıların içine düştükleri bu halin sadece bir düşünce değil, tüm benliklerini kuşatan bir inatlaşma ve hakikate karşı direnme biçimi olduğunu ifade eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X