كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ اِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Ankebût Sûresi, 57. Ayet
Daralt
X
-
“Her canlı ölümü tadacak ve sonunda dönüp huzurumuza geleceksiniz.
Her canlı ölümü tadacaktır. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak, bu beyanı öncekinin hemen akabinde bildirm iştir ki geçim darlığı korkusu onları çıkıp hicret etmekten alıkoymasın. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak, şöyle buyurmaktadır: Her canlı kesin bir şekilde bu dünyadaki rızkını tamamladığında ölümü tadacaktır. Rızkını tamamlamadan kimse ölümü tatmayacaktır. Dolayısıyla geçim darlığı sizi korkutmasın. Rızık tamamlandığı vakit ister hicret edin ister etmeyin ölümü tadacaksınız. Bu, şu İlâhî beyanda bildirilen durumdur: ‘De ki: Evlerinizde dahi olsaydınız, yine de haklarında ölüm yazılmış olanlar ölüp düşecekleri yere geleceklerdi”. Yani bir kişinin öldürülmesi ecelde yazılmışsa o kişi kesinlikle ortaya çıkar ve neticede öldürülür. Bunun gibi ölümü yazılan kimse ister hicret etsin ister etmesin kesin bir şekilde bunu tadacaktır. En doğrusunu Allah bilir. Sonunda dönüp huzurumuza geleceksiniz. Bu beyan açıktır.
Yorumu Yorumla
-
Küllü (كُلُّ)
İbn Fâris, Mu'cemü Mekâyîsi'l-Luğa adlı eserinde "k-l-l" kökünün, bir şeyi bütünüyle kuşatmak, çevrelemek, bir araya getirmek ve hiçbir eksik bırakmamak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetin başlangıcındaki "küll" (her/bütün) lafzı, ölüm yasasının (sünnetullahın) varlık sahnesindeki hiçbir canlıyı dışarıda bırakmayan o mutlak, kaçınılmaz ve evrensel kuşatıcılığını ilan eder.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât sözlüğünde "küll" kavramının parçaların eksiksiz bir şekilde oluşturduğu bütünü tanımladığını açıklar. Ayette istisna kabul etmeyen bu kelime, krallardan kölelere, peygamberlerden zalimlere kadar yeryüzündeki tüm varlıkların ontolojik olarak aynı mutlak sona (ölüme) eşit bir şekilde mahkum olduğunu vurgular.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki sosyo-psikolojik bağlamına dikkat çeker. Mekkeli müşriklerin baskısından kaçarak hicret etmesi istenen müminlerin (bir önceki ayet bağlamında) kalplerinde "hicret yollarında ölme" veya "aç kalma" korkusu belirdiğinde, Kur'an "küllü" (her) kelimesiyle muazzam bir varoluşsal teselli sunar. Evde de kalınsa, hicret de edilse ölüm zaten istisnasız "herkesi" bulacaktır; öyleyse ölüm korkusuyla inancı (hicreti) terk etmenin rasyonel hiçbir temeli yoktur.
Nefsin (نَفْسٍ)
İbn Fâris, "n-f-s" kökünün sözlükte nefes almak, can, kan, bir şeyin özü ve varlığın en değerli (nefis) hakikati anlamlarına geldiğini aktarır. Ayette beden (ceset) yerine "nefs" (ruh/bilinç) kelimesinin kullanılması, ölümü tecrübe edecek olanın salt biyolojik bir mekanizma değil, bizzat insanın o derin, şuurlu ve kimlik sahibi "özü" olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, nefs kavramının, insanın ruhunu, idrakini ve yaşama gücünü (canı) temsil ettiğini belirtir. "Her nefs" tamlaması, varlık kazanmış, dünya hayatını solumuş ve kendi eylemlerinin sorumluluğunu yüklenmiş olan her bireysel bilinci tanımlar.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojisinde (varlık felsefesinde) "nefs" kavramını, bireysel sorumluluğun ve eylemselliğin merkezi olarak analiz eder. Kur'an, ölümü yığınların veya kabilelerin değil, tekil "nefislerin" tecrübe edeceği bir gerçeklik olarak sunar. Cahiliye döneminin "biz" (kabile/asabiyet) odaklı dünya görüşü, ölüm anında tamamen parçalanır ve insan o mutlak sonla yapayalnız, salt bir "nefs" (birey) olarak yüzleşmek zorunda kalır.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an bağlamı dışında da bu kelimenin Sami dilleri havzasındaki ortak kullanımına işaret eder. İbranicedeki "nephesh" ve Aramicedeki "naphash" kelimeleriyle aynı kökten gelen bu terim, tüm Ortadoğu teolojilerinde insanın Tanrı karşısındaki çıplak ve bilinçli varlığını (life-soul) temsil eden evrensel bir dildir.
Zâikatü (ذَائِقَةُ)
İbn Fâris, "z-v-k" kökünün sözlükte, bir şeyin tadına bakmak, dille hissetmek ve bir durumu bizzat, hiçbir aracı olmadan doğrudan tecrübe etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Kelimenin ism-i fâil (özne) formunda "zâikatü" (tadıcıdır/tadacaktır) şeklinde kullanılması, ölümün uzaktan izlenen soyut bir kavram değil, ruhun en ince hücrelerine kadar sarsıcı bir şekilde hissedilecek ampirik bir deneyim olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfahânî, zevk eyleminin insanın duyuları arasındaki en kesin ve en inkar edilemez idrak biçimi olduğunu açıklar. İnsan birçok şeyi zihnen bilebilir ama sadece "tattığı" şeyi bütün varlığıyla kavrar. Kur'an'ın ölüm için "tatma" fiilini seçmesi, bu eylemin ruh üzerinde bırakacağı o derin, sarsıcı ve kişisel etkiyi vurgulamak içindir.
Dücane Cündioğlu, "tatma" fiilinin varlıkbilimsel (ontolojik) ve felsefi derinliğini çözer. Ayetteki "Her nefis ölümü tadacaktır" ifadesi, aslında muazzam bir ruhun ölümsüzlüğü (bekâsı) kanıtıdır. Eğer ölüm mutlak bir hiçlik ve yok oluş olsaydı, "tadan" bir özneden bahsedilemezdi. Tatma eylemi, tadan öznenin (nefsin), tadılan nesneden (ölümden) sonra da var olmaya devam edeceğinin en büyük dilbilimsel ve felsefi belgesidir. İnsan ölmez, sadece ölümü bir anlık acı (veya geçiş) olarak "tadar" ve yoluna devam eder.
Michael Cook, eskatolojik (kıyamet/ahiret) edebiyatında "tatma" motifinin işlevine değinir. Geç Antik Çağ'ın apokaliptik metinlerinde bedensel hazlara (tatlara) düşkün olan insanın, nihai olarak "ölümü tatmak" zorunda bırakılması, insanın dünyevi zevklerini ve kibrini yerle bir eden evrensel, acı bir ironidir.
El-Mevti (الْمَوْتِ)
İbn Fâris, "m-v-t" kökünün sözlükte hayatın zıddı olarak sükûnet, hareketin bitmesi, gücün gitmesi ve canlılığın sona ermesi anlamına geldiğini belirtir. Ölüm, bedenin fizyolojik fonksiyonlarının durması ve toprağa (hareketsizliğe) geri dönmesidir.
Râgıb el-İsfahânî, mevt kavramının, nefsin (ruhun) bedendeki tasarrufunun sona ermesi ve ruhun bedenden ayrılarak onu cansız bir araca dönüştürmesi olduğunu açıklar. Mevt, bir "yokluk" (adem) değil; ruhun mekansal ve boyutsal bir yer/durum değiştirmesidir (intikal).
Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenine inerek, İbranicedeki "maveth" ve Süryanicedeki "mauta" kelimeleriyle aynı teolojik havzayı paylaştığını aktarır. Eski çağlardan beri insanın karşısındaki en büyük ve en çözümsüz korku olan "mwt" (ölüm) konsepti, Kur'an tarafından anlamsız bir son (trajedi) olmaktan çıkarılıp, ilahi sisteme dönüşün mecburi bir kapısı olarak yeniden tanımlanır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu kelime üzerinden kurguladığı psikolojik güce dikkat çeker. Müşriklerin müminleri ölümle tehdit etmesi, ölümün (mevtin) evrensel ve mutlak (el-mevt) doğası karşısında komik ve geçersiz bir tehdide dönüşür. Ölümü bir silah olarak kullananlar da, o silahla tehdit edilenler de aynı kaderi paylaşacaktır. Dolayısıyla ölüm, zorbaların elindeki bir koz değil, Allah'ın yarattığı evrensel bir "eşitleyicidir".
Sümme (ثُمَّ)
İbn Fâris, bu edatın Arapçada bir olayın ardından diğerinin geldiğini, ancak iki olay arasında belli bir zaman aralığı (mühlet), bir bekleme evresi veya aşama farkı bulunduğunu (terâhî) ifade eden bir atıf harfi olduğunu belirtir.
Angelika Neuwirth, Kur'an'ın yapısal kurgusunda "sümme" (sonra) edatının eskatolojik (ahirete dair) bir menteşe (hinge) işlevi gördüğünü inceler. Ayet, biyolojik ve evrensel bir gerçeklik olan ölümden (mevt) başlar; araya giren bu "sümme" edatıyla (ki bu kabir/berzah hayatını simgeler) anlatıyı birdenbire fiziksel alemden metafiziksel aleme, diriliş ve hesap (yargı) sahnesine fırlatır.
İleynâ (إِلَيْنَا)
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın edebi tefsirinde (beyanî tefsir) bu kelimedeki sözdizimsel değişimin (takdim sanatının) retorik gücünü inceler. Normal bir Arapça dizilimde "türce'ûne ileynâ" (bize döndürüleceksiniz) denilmesi beklenirken; yönelme bildiren "ileynâ" (ancak Bize / sadece Bizim huzurumuza) lafzının fiilden önce getirilmesi (hasr/kasr ifade eder), mutlak ve tek varış noktasının sadece Allah olduğunu vurgular.
Gabriel Said Reynolds, "Bize" (ileynâ) vurgusunun teolojik bağlamını çözer. Müşrikler, ölümden sonra putlarının (şefaatçilerinin) veya kabile atalarının yanına gideceklerini sanıyorlardı. Kur'an, "Bize" şeklindeki azamet çoğuluyla (Majestic plural), yeryüzündeki tüm alternatif sığınakları, putları ve sahte otoriteleri iptal eder. İnsanın ölümü tattıktan sonra karşılaşacağı ve hesap vereceği yegâne mercii, bizzat ve sadece bu sözün sahibidir.
Türce'ûn (تُرْجَعُونَ)
İbn Fâris, "r-c-a" kökünün sözlükte ilk duruma dönmek, bir şeyin başlangıç noktasına geri gitmesi ve dönüş yapmak anlamlarına geldiğini aktarır. Fiilin meçhul (edilgen) formda "türce'ûn" (döndürüleceksiniz) şeklinde kullanılması, bu dönüşün insanın kendi iradesiyle, tercihiyle veya isteğiyle yaptığı bir yolculuk olmadığını; mutlak bir zorunlulukla, yasal bir sürüklenişle, Yaratıcı'nın kudreti tarafından "mecburen geri götürülmek" olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, rücu kavramının, yaratılanın, varoluşsal kaynağına (Allah'a) hesap vermek üzere kaçınılmaz bir şekilde geri çağrılması olduğunu açıklar. Dünyada kendi başına buyruk (müstağni) yaşadığını sanan insan, ecel geldiğinde kendi otonomisine ait hiçbir yetkisinin kalmadığını ve iradesi dışında "döndürüldüğünü" kavrar.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojisinde "rücu / mead" (dönüş) kavramını tevhidi kozmolojinin en temel direği olarak analiz eder. İnsan (nefs), Allah'tan gelmiş bir varlıktır (mebde); dünya hayatı, bu varlığın doğrusal olmayan dairesel bir yörünge çizdiği bir gurbet ve imtihan sahnesidir. Ölümü tatmak (zâikatü'l-mevt), bu yörüngenin kırılarak insanın sarsılmaz bir çekim gücüyle asıl kaynağına (merkeze) doğru "döndürülme" (türce'ûn) işleminin fiziksel/metafiziksel başlangıcıdır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir edebiyatında bu son kelimenin ilahi adalet (teodise) vurgusuna değinir. Ölüm herkes için aynıdır (küllü nefs); ancak asıl mesele ölümden sonraki "döndürülme" anında kopacaktır. Müminler için bu dönüş, rahmetin ve mükâfatın merkezine bir vuslat iken; kâfirler ve zalimler için bu dönüş, kendi amellerinin faturasıyla (azapla) yüzleşecekleri mutlak, kaçışsız ve kahredici bir Mahkeme-i Kübra'ya ihzar edilmektir (zorla getirilmedir).
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğünü keşfedin.
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla