فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الرِّجْزَ اِلٰٓى اَجَلٍ هُمْ بَالِغُوهُ اِذَا هُمْ يَنْكُثُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 135. Ayet
Daralt
X
-
Ulaşacakları bir müddete kadar onlardan azabı kaldırdığımızda hemen sözlerinden dönerlerdi".
Ecelin Tek Oluşu
Ulaşacakları bir müddete kadar onlardan azabı kaldırdığımızda hemen sözlerinden dönerlerdi. Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: Onlar itaat edip verdikleri sözde dursalardı ulaşacakları bir müddete kadar onlardan azabı kaldırırdık. Fakat bu sözden döndüklerinden dolayı Cenâb- Hak onları cezalandırmıştır. Bu kırâat, Mûtezile mezhebinin görüşüne götürür. Zira onlar "öldürülen veya helâk edilerek cezalandırılan kimse ecelinden önce helâk olmuştur, eceli ise ölümdür" diyorlar. Fakat bu anlayış neticeleri bilmeyen kimse için elverişli olabilir. Cenâb- Hak ise söz konusu kimse için biri ölüm diğeri öldürülme olmak üzere iki ecel tayin etmekten münezzehtir. Fakat Cenâb-ı Hak, ilminde öldürüleceği belirli olan kimsenin ecelini öldürülme, normal bir şekilde ölenin ise ecelini ölüm yapmıştır. Rivayet edilen "sıla-i rahim ömrü uzatır" hadisi bu mânadadır. Yani Cenâb-ı Hak sıla-i rahim yapacağı bilinen bir kimsenin ömrünü sıla-i rahim yapmayacağı bilinen bir kimsenin ömründen daha uzun yapar. Yoksa bu, Cenâb- Hak söz konusu kimsenin ömrünü bir vakit için belirler, sonra da sıla-i rahim yaptığında bunu uzatır anlamında değildir. Zira belirttiğimiz üzere böyle bir şey ancak neticeleri bilmeyen kimsenin durumudur. Fakat olanı ve olacağı -ki olduğunda nasıl olacağını- bilen için böyle bir durum söz konusu değildir.
Yorumu Yorumla
-
Fe Lemmâ (فَلَمَّا)
Arapçada eylemin gerçekleştiği zaman dilimini, nedenselliği ve olayların birbirine bağlanışını ifade eden "fe" (takibiye) edatı ile "olduğu zaman, -ınca" anlamlarına gelen "lemmâ" zaman zarfının birleşimidir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu bağlacın ayetteki anlatısal (narrative) kurgusunu inceler. Mısır elitleri az önce acı içinde yalvarıp, "azabı kaldırırsan kesinlikle inanacağız" diye en ağır yeminleri etmişlerdir. Kuran, "fe-lemmâ" (Biz kaldırır kaldırmaz / kaldırdığımızda) diyerek, ilahi müdahalenin anında gerçekleştiğini ve Yaratıcı'nın onların o pragmatist duasına anında icabet ettiğini, sahneyi büyük bir hızla bir sonraki eyleme (ihânete) taşıdığını gösterir.
Keşefnâ (كَشَفْنَا)
Kelimenin etimolojik kökü k-ş-f (kef-şın-fe) harflerine dayanır. Birinci çoğul şahıs (biz) geçmiş zaman fiilidir. "Kaldırdık, açtık, uzaklaştırdık."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyin üzerindeki örtüyü kaldırmak, açığa çıkarmak, gizli olanı aşikâr etmek ve bedeni/şehri saran bir darlığı (belayı) sıyırıp atmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "keşf" eyleminin Kuran'da insanın ufkunu karartan, onun bedenini veya ülkesini boğan somut bir felaketin (azabın) bütünüyle o bölgeden sökülüp alınması ve nefes alacak bir ferahlığın (açıklığın) yaratılması olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın teodise (ilahi adalet) sisteminde Allah'ın "keşf" (kaldırma) eylemini muazzam bir ahlaki laboratuvar olarak tahlil eder. Allah, Firavun rejiminin samimiyetsizliğini ve yeminlerini bozacaklarını ezeli ilmiyle bilmektedir. Buna rağmen, sırf onların mazeretlerini bütünüyle ortadan kaldırmak ve insanın içyüzündeki (fıtratındaki) o korkunç nankörlüğü tarihe kendi eylemleriyle kanıtlatmak için, istedikleri o "keşf" (azabı kaldırma) lütfunu onlara verir. Yaratıcı'nın azabı kaldırması bir merhamet olduğu kadar, inkârcının ahlaki iflasını belgeleyen ontolojik bir testtir.
Anhümü (عَنْهُمُ)
Arapçada "den/dan" ve "uzaklaştırma/mesafe" bildiren "an" harf-i ceri ile "hüm" (onlar) zamirinin birleşimidir. Felaketin doğrudan doğruya onların bedenlerinden, evlerinden ve şehirlerinden sökülerek "onlardan" uzaklaştırıldığını bildirir.
Er-Ricze (الرِّجْزَ)
Kelimenin etimolojik kökü r-c-z (ra-cim-ze) harflerinden oluşur. Cümlenin mef'ulü (nesnesi) konumundadır. Kaldırılan felaketi işaret eder.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının peş peşe gelen sarsıntı, titreme, çaresizlik ve insanın içini dehşete düşüren ızdırap olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ricz" kavramının sıradan bir acı olmadığını; insanın midesini bulandıran, tahammül sınırlarını aşan, bedeni ve psikolojiyi şiddetle sarsan, iğrenç ve alçaltıcı felaketler (tufan, kan, kurbağa vb.) olduğunu açıklar.
Patricia Crone, Mısır toplumunun üzerinden kaldırılan bu "ricz" kavramını siyasi ve ekolojik bir ferahlama olarak okur. Devlet aygıtını "titreten" ve bürokrasiyi tamamen felç eden o iğrenç kuşatma kaldırılmış, rejim yeniden nefes alma ve eski konfor alanına dönme şansı bulmuştur.
İlâ (إِلَىٰ)
Arapçada "e/a kadar, -e doğru" anlamlarına gelen, bir hedefe, son durağa ve nihai limite doğru uzanan zaman veya mekânı bildiren harf-i cerdir.
Ecelin (أَجَلٍ)
Kelimenin etimolojik kökü e-c-l (hemze-cim-lam) harflerine dayanır. İsim formunda olup "belirlenmiş süre, mühlet, son kullanma tarihi" anlamlarına gelir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi tehir etmek, sonraya bırakmak ve bir eylemin tamamlanması için kesin çizgilerle belirlenmiş olan nihai vakit olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ecel" kavramının, bir varlığın veya bir mühletin kendisine tayin edilmiş olan o mutlak ve değiştirilemez son sınırı olduğunu açıklar.
Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ'ın felaket ve kurtuluş (eskatoloji) teolojisi ekseninde "ilâ ecelin" (bir süreye kadar) vurgusunu tahlil eder. Yaratıcı azabı kalıcı olarak kaldırmamıştır; sadece belirli bir vadeye (ecele) kadar askıya almıştır. Bu kavram, Allah'ın evrensel tarihi kör bir rastlantıyla değil, matematiksel ve kasti bir takvimle (ecel) yönettiğini gösterir. Firavun rejimi kurtulduğunu sanırken, aslında sadece "nihai helakine (denizde boğulmasına) kadar" kendisine verilmiş o geçici zaman dilimini (mühleti) tüketmektedir. İptal yoktur, sadece erteleme vardır.
Hüm (هُمْ)
Arapçada üçüncü çoğul şahıs "onlar" zamiridir.
Bâliğûhu (بَالِغُوهُ)
Kelimenin etimolojik kökü b-l-ğ (be-lam-ğayn) harflerinden oluşur. İsm-i fâil çoğul (bâliğûn) formunda olup, izafet (tamlama) nedeniyle sonundaki "nun" düşmüştür. Sonundaki "hu" (ona) zamiri "ecel" kelimesine döner. "Ona ulaşacak olanlar, varacak olanlar."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyin nihayetine, varacağı son noktaya ulaşması, bir amaca kasti bir yönelişle varıp o hedefe nüfuz etmesi olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "büluğ / belâğ" eyleminin Kuran'da sıradan bir varış olmadığını; bir insanın, ömrünün veya kaderinin kendisine çizilen o son sınıra (limite) kaçınılmaz bir biçimde dayanması ve o menzili idrak etmesi olduğunu açıklar.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "Onlar o ecele/mühlete mutlaka ulaşacaklardır" (hüm bâliğûhu) şeklindeki ism-i fâil tamlamasındaki o trajik kaderciliği derinlemesine inceler. İsm-i fâil, eylemin kalıcılığını ve değişmezliğini vurgular. Allah, Firavun ve halkının o nihai cezaya (boğulmaya) giden yolda durdurulamaz bir şekilde adım adım yürüdüklerini resmeder. Onlar azap kalktı diye sevinirken, aslında bizzat kendi ayaklarıyla, kendi "nihai ecellerine doğru" (bâliğûhu) yürüyen şuursuz birer ölüden farksızdırlar.
İzâ (إِذَا)
Arapçada normalde zaman zarfı olan bu edat, burada aniden gerçekleşen, beklenmedik ve şaşırtıcı bir durumu bildiren "izâ-i fücâiyye" (sürpriz bildiren zaman zarfı) olarak kullanılmıştır. "Bir de ne görsün, aniden, hemen o anda."
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu edatın ayetteki kullanımını muazzam bir "ahlaki nankörlük ve şok" efekti olarak tahlil eder. Mısır elitleri, azap üzerindeyken yeminler etmiş, "kesin inanacağız" demişlerdi. Azap kalktığında, normalde insanın biraz düşünüp, en azından bir süre verdiği sözde durması beklenir. Ancak "izâ" edatı, onların zerre kadar zaman kaybetmeden, ahlaki bir tefekkür sürecine girmeden, azabın kalktığı o ilk saniyede "aniden ve küstahça" eski hallerine döndüklerini gramer üzerinden sarsıcı bir şekilde fotoğraflar.
Hüm (هُمْ)
Üçüncü çoğul şahıs "onlar" zamiridir. "İzâ hüm" şeklinde kullanımı, sürprizi ve eylemi bizzat onların başlattığını, dışarıdan bir baskı olmaksızın kendi fıtratlarının (kibirlerinin) bir yansıması olarak ihanet ettiklerini pekiştirir (tahsis).
Yenküsûn (يَنْكُثُونَ)
Kelimenin etimolojik kökü n-k-s (nun-kef-se) harflerine dayanır. Üçüncü çoğul şahıs muzari (geniş/şimdiki zaman) fiilidir. "Bozuyorlar, yeminlerinden dönüyorlar, ipleri çözüyorlar."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının sıkıca bükülmüş, dokunmuş veya örülmüş bir ipi, halatı (veya yapıyı) tekrar çözmek, tel tel ayırmak, bozmak ve sağlama alınmış bir şeyi kendi elleriyle tahrip etmek olduğunu belirtir. Mecazen, verilmiş sağlam bir sözü veya yemini ihlal etmeye "nükûs/neks" denir.
Râgıb el-İsfahânî, "neks" kavramının sıradan bir yalan söylemek olmadığını; Allah adına veya çok kutsal bir değer üzerine verilmiş sağlamlaştırılmış bir misakı (sözleşmeyi/ahdi), hiçbir ahlaki sınır tanımadan ve küstahça çiğnemek, anlaşmayı yırtıp atmak olduğunu açıklar.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlak felsefesinde bu fiilin (yenküsûn) kullanımını "kriz anındaki inancın iflası" olarak derinlemesine tahlil eder. Mısır elitlerinin imanı, hakikati arayan bir bilincin eseri değil; tamamen korku ve acıdan (ricz) kaçmaya çalışan hastalıklı bir refleksin (pragmatizmin) eseriydi. Kriz (azap) kalktığı an, o krizin ürettiği sahte iman da doğal olarak buharlaşmıştır. Onlar "ipleri çözerler" (yenküsûn); çünkü Firavun'un dinine bağlandıkları o kibrin ipi, Mûsâ'ya verdikleri geçici iman ipinden çok daha kalındır. İnsan, kendi kibrini örmek için ilahi sözleşmeyi (yemini) bir çırpıda bozan varlıktır.
Gabriel Said Reynolds, bu eylemi politik bir ihanet (treachery) bağlamında okur. Mısır devleti, Mûsâ'ya "İsrailoğullarını seninle göndereceğiz" diyerek uluslararası/teolojik bir "söz" (ahit) vermişti. Kıtlık bitip tarımsal ve ekonomik konfor (hasene) geri dönünce, devlet aygıtı anında rasyonelleşerek "Biz bu bedava köle gücünü neden bırakalım?" der ve siyasi sözleşmeyi (ahdi) devlet çıkarı uğruna pervasızca fesheder (yenküsûn). Bu kelime, ahlaktan soyutlanmış tiranlığın, menfaati bittiğinde her türlü sözü anında çöpe atabilen o omurgasız makyavelist yüzünün evrensel tescilidir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla