Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

A'râf Sûresi, 61. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    A'râf Sûresi, 61. Ayet

    قَالَ يَا قَوْمِ لَيْسَ ب۪ي ضَلَالَةٌ وَلٰكِنّ۪ي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle yâkavmi leyse bî dalâletun velâkinnî rasûlun min rabbi-l’âlemîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Nuh şöyle cevap verdi: Ey kavmim! Bende hiçbir sapkınlık yoktur; şu var ki ben alemlerin Rabb'i tarafından gönderilmiş bir elçiyim.

      Nuh şöyle cevap verdi: Ey kavmim! Bende hiçbir sapkınlık yoktur. Yani ben sapıtmış değilim. Çünkü insan kendisinden sapıklık fiilini giderdiğinde sapık olmayı da yok etmiş olur. Bu, yumuşak ve ince bir üsluptur. Cenab-ı Hak nebilere ve resullere, kavimlerine karşı böyle yumuşak davranmalarını emretmiştir. Çünkü yumuşaklık kalpleri daha çok etkiler ve daha kolay kabul edilir. Ben alemlerin Rabb'i tarafından gönderilmiş bir elçiyim. Alem ise, her şeyin özüdür.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâle (قَالَ)

        Kelimenin etimolojik kökü k-v-l (kaf-vav-lam) harflerine dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının söz söylemek, konuşmak ve harfleri bir araya getirerek anlamlı bir beyanda bulunmak olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin Kuran'da sıradan bir hitaptan ziyade, kişinin bir konudaki inancını, niyetini ve argümanını şeffaf bir şekilde dışa vurması olduğunu açıklar.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın polemik (tartışma) sahnelerinde bu kelimenin kullanımını peygamberane söylem (prophetic discourse) üzerinden tahlil eder. Nuh'un, kavminin ağır hakaretine ve "sapıklık" suçlamasına karşı hiçbir öfke, panik veya duygusal tepki göstermeden, sükûnetle ve rasyonel bir teolojik argümanla "dedi/cevap verdi" (kâle) şeklinde söze girmesi, ilahi vahye dayanan aklın, Câhiliye kibrine karşı sergilediği sarsılmaz özgüveni ve ahlaki üstünlüğü yansıtır.

        Kavmi (قَوْمِ)

        Kelimenin etimolojik kökü k-v-m (kaf-vav-mim) harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının ayağa kalkmak, dikilmek, bir arada duran ve birbirine destek olan insan topluluğu olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavm" kelimesinin belli bir soy, dil veya inanç etrafında toplanmış kitleyi ifade ettiğini açıklar.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin sonundaki iyelik (aidiyet) eki olan "yâ" (benim kavmim) harfinin kullanımındaki psikolojik ve edebi inceliği derinlemesine tahlil eder. Aristokrat elitler Nuh'u toplumdan dışlamak, delilikle suçlamak ve ötekileştirmek isterken; Nuh, onlara karşı "Ey kavmim!" (Yâ kavmi) diyerek hitap eder. Bu ifade, peygamberin maruz kaldığı onca hakarete rağmen onlarla olan fıtri, sosyolojik ve insani bağını koparıp atmadığını; uyarısının temelinde intikam değil, tam tersine kendi toplumuna duyduğu derin bir varoluşsal şefkat ve aidiyet olduğunu gösteren muazzam bir retorik (belagat) hamlesidir.

        Leyse (لَيْسَ)

        Kelimenin etimolojik kökü l-y-s (lam-ye-sin) harflerine dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi inkar etmek, olumsuzlamak, bir durumun varlığını veya geçerliliğini ortadan kaldırmak olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "leyse" edatının bir sıfatı veya isnadı muhataptan kesin bir dille soyutlamak (nefyetmek) için kullanıldığını ifade eder.

        Dalâletün (ضَلَالَةٌ)

        Kelimenin etimolojik kökü d-l-l (dat-lam-lam) harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının doğru yoldan sapmak, rotayı şaşırmak, kaybolmak ve hedeften uzaklaşmak olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "dalâlet" kavramının ister bilgisizlikten ister kasıttan olsun, hakikatin merkezinden kopmayı ifade ettiğini açıklar.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın tartışma diyalektiğinde bu kelimenin geri iade edilmesini tahlil eder. Bir önceki ayette elitler Nuh'u "dalâl" (sapıklık) ile suçlamışlardı. Nuh, aynı kökten gelen bu kelimeyi alarak "Bende hiçbir dalâlet yoktur" şeklinde cevap verir. Bu, Câhiliye'nin fırlattığı ontolojik ve sosyolojik etiketi havada yakalayıp, teolojik bir beraat (aklanma) ilanıyla geçersiz kılmaktır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadedeki gramatik inceliği nüzul ortamının tartışma kültürü bağlamında okur. Müşriklerin "dalâl" suçlamasına karşı Nuh'un mutlak olumsuzluk barındıran nekre (belirsiz) formda "dalâletün" kelimesini kullanması; "Bende sizin iddia ettiğiniz sapkınlığın, akıl zayıflığının veya yoldan çıkmışlığın kırıntısı, en ufak bir zerresi dahi yoktur" anlamına gelen, tartışmaya mahal bırakmayan mutlak bir epistemolojik meydan okumadır.

        Resûlün (رَسُولٌ)

        Kelimenin etimolojik kökü r-s-l (ra-sin-lam) harflerine dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi usulca ve peş peşe serbest bırakmak, belli bir amaca doğru yönlendirmek ve bir mesajla göndermek olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "resûl" kavramının kendi adına konuşan biri değil, üstün bir otoritenin mesajını (risaletini) aslına sadık kalarak kitlelere iletmekle görevlendirilen elçi olduğunu açıklar.

        Arthur Jeffery, kelimenin evrensel din dillerindeki kökenini inceleyerek, Süryanicedeki "shlīḥā" (elçi/havari) kavramıyla ortak bir Sami teolojik mirasına sahip olduğunu belirtir.

        Gabriel Said Reynolds, "Resul" kavramının Kuran'daki savunma mekanizmasındaki yerini Geç Antik Çağ bağlamında okur. Nuh'un sapıklık suçlamasına karşı kendisini "Ben bir elçiyim" diyerek savunması son derece kritiktir. O, kendisinden yeni bir felsefe uydurduğunu, kişisel bir liderlik veya uluhiyet iddia ettiğini söylemez; o sadece bir "taşıyıcıdır". Dolayısıyla ona yöneltilen sapıklık suçlaması aslında onun şahsına değil, doğrudan onu gönderen makama (Allah'a) yapılmış bir hakarettir.

        Rabbi (رَبِّ)

        Kelimenin etimolojik kökü r-b-b (ra-be-be) harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi onarmak, düzeltmek, koruyup gözetmek ve malik olmak olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "Rab" kavramının varlığı yaratıp, onu belli bir plan dahilinde terbiye eden ve kemale erdiren mutlak idareci olduğunu açıklar.

        Arthur Jeffery, bu ismin İbranice, Süryanice ve Aramicedeki "rabbā" (büyük, efendi) kelimesiyle doğrudan kökdaş olduğunu ifade eder.

        El-Âlemîn (الْعَالَمِينَ)

        Tekili "âlem" olan kelimenin etimolojik kökü a-l-m (ayn-lam-mim) harflerine dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir nesneyi diğerlerinden ayıran alamet, işaret ve iz olduğunu belirtir. Evrene "âlem" denilmesinin nedeni, Yaratıcısının sanatına ve varlığına işaret eden en devasa ayet/alamet olmasıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "âlemîn" kelimesinin duyularla ve akılla idrak edilen, yaratılmış her türlü varlık kategorisini, boyutları ve evrenleri kapsadığını açıklar.

        Angelika Neuwirth, Nuh'un tebliğindeki bu tamlamayı (Rabbü'l-âlemîn) Kuran'ın teolojik devrimi bağlamında tahlil eder. Müşrik elitler kendi kabilelerinin, şehirlerinin veya menfaatlerinin koruyucusu olan yerel (lokal) putlara taparken; Nuh, kendisinin "Âlemlerin/Evrenlerin Rabbi" tarafından gönderildiğini ilan eder. Bu ifade, Câhiliye'nin dar, kabilevi ve parçalanmış panteonunu darmadağın ederek; dinin ve hakikatin sınırlarını evrensel, kozmik ve mutlak tekil bir monoteizm (tevhid) ufkuna taşıyan muazzam bir teolojik varoluş beyanıdır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X