وَالْبَلَدُ الطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُ بِاِذْنِ رَبِّه۪ۚ وَالَّذ۪ي خَبُثَ لَا يَخْرُجُ اِلَّا نَكِداًۜ كَذٰلِكَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَشْكُرُونَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 58. Ayet
Daralt
X
-
Güzel memleketin bitkisi Rabb'inin izniyle (güzel) çıkar; kötü olandan ise faydasız üründen başka bir şey çıkmaz. İşte biz şükreden bir kavim için ayetleri böyle açıklıyoruz.
Mümin ile Kafirin Misali
Güzel memleketin bitkisi Rabb'inin izniyle (güzel) çıkar; kötü olandan ise faydasız üründen başka bir şey çıkmaz. Cenab-ı Hak burada örneği belirtti, ancak örneğin konusunu belirtmedi. Müfessirler, burada mümin ile kafire örnek verilmektedir, dediler. Sonra buradaki örneğin farklı anlamlara gelmesi muhtemeldir. Birincisi, Cenab-ı Hak bitkinin yetiştiği toprağı iyi (tayyib) olarak niteledi, bitki yetişmeyen toprağı da kötü (habis) diye niteledi. Buna göre mümin, Rabb'ine itaatkar davrandığı ve O'nun emrini yerine getirdiği için iyi (tayyib) olmakla nitelenmiş ve Allah onu iyi bir cevher yaptı. Kafir ise, kötü işler yaptığı ve Rabb'ine itaat edip salih ameller işlemediği için kötüdür (habis). Tıpkı topraktan aslı ve cevheri itibariyle iyi olarak nitelenen faydalı nebatlar ile aslı itibariyle kötü olarak nitelenen faydasız bitkiler çıktığı gibi. Bu ayete başka bir açıdan bakmak da mümkündür, şöyle ki: Cenab-ı Hak Kitab'ın çeşitli yerlerinde beyan ettiği üzere bu Kur'an'ı yaratılanlar için mübarek ve şifalı kılmıştır. Gökten inen suyu da bereket ve rahmet olmakla nitelemiştir. O bereketli su, cevheri iyi olan toprağa inince, o topraktan nebat ve faydalı gıdalar çıkar, cevheri kötü olan tuzlu bir toprağa inince de, aslı kötü olduğu için oradan işe yarar bir şey çıkmaz. Buna göre şu Kur'an mübarektir ve şifadır, mümin onu dinler, söylediğine uyar ve gereğince amel eder. Kafir ise onu duyar fakat ona uymaz ve gereğince amel etmez. Bu Kur'an'ı işiten, ona tabi olan ve gereğince amel eden mümin, tıpkı aslı ve cevheri iyi olduğu için toprağa girip oradan faydalı bitkiler çıkaran su gibidir. Kafir ise, aslı ve cevheri kötü olduğu için bitki yetiştirmeyen toprak gibidir. İşin aslı şudur: Aklen iyi olana, insan tabiatına iyi görünen bir şeyle örnek verilmektir. Çünkü insan tabiatına göre iyi olan bir şey, ancak duyu organıyla bilinir, aklen iyi olan şeyin iyiliği ise ancak delillerle bilinir ve o da görünmezdir. Ayette, duyularla algılanmayan (gaib) ve aklen iyi olan şeyi bilmeye, müşahede ve duyularla iyiliği bilinen şey ona örnek verilmektedir. İmanın iyiliği görünmez, duyularla algılanmaz, his ve müşahede ile iyiliği bilinen şey ona örnek verilmektedir. O da Cenab-ı Hakk'ın ayette sözünü ettiği topraktan çıkan bitkidir, bu bitki o toprağın aslının ve cevherinin iyi olduğuna işaret etmektedir. Üzerinde hiçbir şeyin yetişmediği toprak ise, aslı ve cevheri kötü olduğu için yetişmemektedir. Mümin ile kafir de böyledir. Sonra bunun amelinin iyiliği ve güzelliği, diğerinin de amelinin çirkin ve kötü olduğu ancak ahirette ortaya çıkar. Bu da ölümden sonra dirilmeyi gerektirir; çünkü dünyada onların ikisi de aynı durumdadırlar, bu durum iyi olan ile kötü olanı ortaya koyacak başka bir dünyanın var olduğunu gösterir. Müminin ameli iyidir, onun aslı iyi olduğu için bütün yaptıkları da iyi oldu. Kafirin ameli ise kötüdür, toprak örneğinde geçtiği gibi onun aslı kötü olduğu için yaptıkları da kötü oldu. Rabb'inin izniyle ... Bu lafzın Rabb'inin ilmiyle ve yaratmasıyla anlamına gelmesi muhtemeldir. Faydasız anlamına gelen "nekiden" (نَكِدًا) sözcüğünü Hasan-ı Basri, kötü (habis) diye açıkladı, yani kötü olan topraktan ancak kötü ürün çıkar. Bu kelimeye Ebû Bekir [el-Esam], faydasız diye anlam verdi. Buna ancak zorlukla ürün çıkar anlamı verildiği gibi, az ürün çıkar manası da verilmiştir, bunların ikisi de aynı anlama gelir. İşte biz şükreden bir kavim için ayetleri böyle açıklıyoruz, yani ayetlerden faydalanan kavim için onları böyle açıklıyoruz.
Yorumu Yorumla
-
El-Beledü (وَالْبَلَدُ)
Kelimenin etimolojik kökü b-l-d (be-lam-dal) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının göğüs, sınırları belli olan toprak parçası, yeryüzünde bir iz/nişan bırakmak ve barınak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "beled" kelimesinin belli bir sınırla çevrilmiş, canlıların barındığı, özellikleri diğer yerlerden ayrılan coğrafi mekan ve yerleşim yeri olduğunu açıklar. Ayetteki bağlamında kelime, fiziksel toprağı ifade etmesinin yanı sıra, pedagojik ve ahlaki bir metafor olarak "insan kalbini, karakterini ve fıtratını" sembolize eder.
Et-Tayyibü (الطَّيِّبُ)
Kelimenin etimolojik kökü t-y-b (tı-ye-be) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının her türlü kirden, pislikten ve zarardan arınmışlık, temizlik, helal olma ve insanın duyularına hoş gelen lezzet/güzellik olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "tayyib" kavramının hem fiziksel olarak verimli, sağlıklı ve temiz olanı (toprağı) hem de manevi olarak kirlenmemiş, günah ve kibirle paslanmamış fıtratı ifade ettiğini açıklar. "Habîs" kavramının mutlak zıddıdır.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki anlambiliminde bu kelimeyi derinlemesine tahlil eder. Temiz toprak (el-beledü't-tayyibü) metaforu, ilahi vahye (gökten inen yağmura) karşı insanın vereceği reaksiyonun ontolojik temelidir. Tayyib karakter, kibirden arınmış, yaratıcısına karşı fıtri saflığını korumuş ve ilahi mesajı aldığında onu bünyesinde en güzel şekilde yeşertmeye hazır, ahlaki olarak "verimli" bir insan profilidir.
Yahrucü (يَخْرُجُ)
Kelimenin etimolojik kökü h-r-c (hı-ra-cim) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyin içinden dışarıya çıkmak, gizli olanın aşikar olması, ayrılmak ve ortaya dökülmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "hurûc" eyleminin doğadaki potansiyelin fiiliyata dökülmesini ifade ettiğini; toprağın içinde saklı duran tohumun veya özün, dışarıya fışkırması, görünür ve somut bir varlığa dönüşmesi olduğunu açıklar.
Nebâtühû (نَبَاتُهُ)
Kelimenin etimolojik kökü n-b-t (nun-be-te) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin yerden bitmesi, görünür hale gelmesi, boy atması, filizlenmesi ve yeryüzüne çıkması olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "nebât" kavramının bitki ve yeşilliği ifade etmesinin yanı sıra; ahlaki, terbiyevi ve pedagojik bağlamda insanın kendi fıtratında güzel ahlakı ve salih ameli bir ürün olarak yetiştirmesini, olgunlaştırmasını da mecazi olarak kapsadığını açıklar.
Bi-İzni (بِإِذْنِ)
Kelimenin etimolojik kökü e-z-n (hemze-zel-nun) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının kulak vermek, işitmek, bilmek ve bir irade sahibinin başka bir eyleme müsaade etmesi, onay vermesi olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "izn" kavramının mutlak otoritenin meşiyyetini (dilemesini) ve bir şeyin varoluş sahasına çıkması için engelleri kaldırmasını ifade ettiğini açıklar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Kuran kozmolojisindeki teolojik işlevini tahlil eder. Temiz ve verimli bir toprağın bitki vermesi mekanik ve tamamen kendi kendine işleyen (deist) bir doğa yasası değildir. O verimli potansiyel bile nihai olarak "Rabbinin izniyle/iradesiyle" (bi-izni rabbihî) gerçekleşir. Bu ifade, doğadaki determinizmi (zorunlu nedenselliği) kırarak, evrendeki her zerrenin hareketini ve her fıtratın meyvesini aşkın bir ilahi onaya ve iradeye bağlar.
Habuse (خَبُثَ)
Kelimenin etimolojik kökü h-b-s (hı-be-se) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının çirkinlik, bozukluk, fesat, tadı, kokusu veya doğası kötü ve zararlı olan şey olduğunu belirtir. Temizliği ve güzelliği temsil eden "tayyib" kelimesinin zıddıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "habîs" kavramının aklen, dinen veya madden iğrenç, zararlı, faydasız ve yozlaşmış şeyleri kapsadığını ifade eder. Ayette, çorak, verimsiz, tuzlu ve çamurlu toprağı tanımlar.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki tipolojisinde "habîs" (kötü/çorak) karakteri analiz eder. Bu, ilahi vahyin yağmuru üzerine yağmasına rağmen, kendi içindeki kibir, şirk, inat ve ön yargı sebebiyle o rahmeti bünyesinde barındıramayan, hiçbir ahlaki üretim gerçekleştiremeyen ve fıtratı çürümüş (yozlaşmış) inkarcı insan psikolojisinin (küfrün) doğadaki somut ve ampirik karşılığıdır.
Nekiden (نَكِدًا)
Kelimenin etimolojik kökü n-k-d (nun-kef-dal) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının azlık, darlık, zorluk, şiddet ve bir şeyin tükenmesi olduğunu belirtir. Örneğin, suyu kesilen veya çok az su veren kuyuya, sütü kuruyan deveye "nekid" denilir; verilmesi gerekeni zorlukla, inatla ve isteksizce vermek anlamına gelir.
Râgıb el-İsfahânî, "nekid" kavramının zar zor yetişen, hiçbir faydası olmayan, cılız, bereketsiz ve gelişmeyen bitkiyi/ürünü ifade ettiğini açıklar.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi yapısındaki psikolojik ve fonetik derinliği tahlil eder. Kötü topraktan bitkinin "nekiden" (zar zor, cılız, tutuk bir şekilde) çıkması, Câhiliye zihniyetinin ve inatçı müşriklerin hakikate karşı sergiledikleri tutuk, çorak ve bereketsiz ahlaki reaksiyonun muazzam bir tasviridir. İyilik veya hakikat, o kararmış kalplerden (kötü topraklardan) asla fıtri bir şekilde, gürül gürül akmaz; çıksa bile ancak zoraki, şekilsiz, cılız ve faydasız bir sızıntıdan (nekiden) ibarettir.
Nusarrifu (نُصَرِّفُ)
Kelimenin etimolojik kökü s-r-f (sad-ra-fe) harflerinden oluşur. Tef'îl babındadır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi kendi yönünden veya mecrasından başka bir yöne çevirmek, döndürmek, farklı şekillere sokmak ve değiştirmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "tasrîf" eyleminin Kuran'ın pedagojik bağlamında; ilahi hakikatin tek bir monoton yöntemle değil, muhatabın algı kapasitesine ulaşmak için evrilip çevrilerek, çok farklı biçimlerde, kıssalarla, mesellerle, doğa tasvirleriyle ve edebi üsluplarla "çeşitlendirilerek" sunulması olduğunu açıklar.
Angelika Neuwirth, Mekke dönemi metinlerinde bu fiilin kullanımını Kuran'ın hitabet stratejisi bağlamında değerlendirir. Hakikati muhataba ulaştırmak için bazen tarihsel çöküşlerden, bazen kıyamet sahnelerinden, burada olduğu gibi bazen de doğrudan ziraat ve doğa metaforundan faydalanarak ayetlerin "çeşitlendirilmesi" (tasrifi), Geç Antik Çağ retoriğinin hedef kitleyi zihinsel olarak ikna etmeye yönelik en argümantatif ve dinamik yöntemlerinden biridir.
El-Âyâti (الْآيَاتِ)
Tekili "âye" olan bu kelimenin etimolojik kökü e-y-y (hemze-ye-ye) veya e-v-y harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi diğerlerinden ayırt etmeyi sağlayan belirgin nişan, işaret, kanıt ve alamet olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ayet" kavramının görünmeyen (gayb) mutlak hakikate ulaşmayı sağlayan, o hakikatin varlığına delil olan görünür nesneler ve kelamlar olduğunu açıklar. Rüzgar, yağmur, toprağın verimi veya çoraklığı, bu ayette bizzat Yaratıcı'nın varoluşsal ayetleri (işaretleri) olarak ontolojik bir kimliğe bürünür.
Yeşkürûn (يَشْكُرُونَ)
Kelimenin etimolojik kökü ş-k-r (şın-kef-ra) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir nimeti itiraf etmek, ortaya çıkarmak, yaymak ve onu verene minnettarlık duymak olduğunu belirtir. Nankörlükle nimeti gizlemek (küfr) eyleminin zıddıdır. Hayvanın yediği iyi yemin etkisini bedenindeki dirilikle "göstermesine" de bu kökten atıfla şükür denilmiştir; çünkü şükür, nimetin kul üzerinde eylemsel olarak görünür olmasıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "şükr" kavramının; kalple o nimeti idrak etmek, dille onu anmak ve en önemlisi uzuvlarla (bedenle) o nimetin asıl veriliş amacına uygun düşecek bir eylem (salih amel) üretmek olduğunu açıklar.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki sisteminde şükür kavramını insanın evrendeki nihai varoluşsal duruşu ve "imanın" pratik eşanlamlısı olarak analiz eder. Şükredenler (yeşkürûn), vahyin rahmetine (yağmuruna) maruz kalıp fıtratlarında (temiz topraklarında) salih ameller (iyi bitkiler) yeşerten kimselerdir. Ayetlerin Kuran tarafından sadece "şükreden bir kavim" için evrilip çevrildiğinin (tasrif edildiğinin) belirtilmesi, Kuran epistemolojisinin temelini oluşturur: İlahi hakikat nesnel olarak tüm insanlığa sunulsa da, bu hakikati idrak edip ondan verimli bir ahlak üretebilmek, ancak ontolojik kibrinden arınmış ve aldığı ilahi nimeti eyleme/amela dönüştürme (şükür) iradesine sahip "tayyib" bir kalp ile mümkündür. Müşrikin (habîs olanın) çorak zihni, bu tasrif edilen ayetlerden hiçbir faydalı ürün (şükür) çıkaramaz.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğünü keşfedin.
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla