اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şuarâ Sûresi, 204. Ayet
Daralt
X
-
“O halde (şimdi gelsin diyerek) azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar?”
O halde (şimdi gelsin diyerek) azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar? Müfessirler şöyle dedi; Bu onlara cevaptır. Peygamberleri onların başına azap ineceğini söyleyince onlar inkâr ederek alaycı bir şekilde “Peki ne zaman?” dediler. İşte o anda Allah O halde (şimdi gelsin diyerek) azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar? buyurdu. Keza şu sözlerine de cevaptır: “Şayet dedikleriniz doğruysa ne zaman gerçekleşecek şu tehdit?”; “gökten üzerimize taş yağdır” diyorlar ve benzeri sözler ediyorlar. Yoksa zahiren bu âyet “Sonra, ‘Bize yeni bir süre verilir mi acaba?’ diyecekler” ifadesinin cevabı değildir. En doğrusunu Allah bilir ya, bunun cevabı hemen akabinde belirttiği husustur.
Yorumu Yorumla
-
E fe bi azâbinâ (أَفَبِعَذَابِنَا)
Soru bildiren hemze (أَ), takip/nedensellik bildiren "fe" (فَ), -ile/-hakkında anlamı katan "bi" (بِ) harf-i ceri, acı ve eziyet anlamındaki "azâb" (عَذَاب) ismi ile "bizim" anlamındaki "nâ" (نَا) zamirinin birleşimidir ("Hâlâ bizim azabımızla mı? / Öyleyken bizim azabımızı mı?").
Celaleddin el-Suyuti, edatların bu dizilimindeki "istifham-ı tevbîhî" (azarlama ve kınama amaçlı soru) sanatını tahlil eder. Azap gelince mühlet isteyen o kitleye, Yaratıcı bu soruyla geçmişteki alaycılıklarını hatırlatır. Sorunun başına "bi" harf-i cerinin gelmesi, onların alaylarının tam merkezinde (veya hedefinde) bizzat ilahi azabın olduğunu vurgular.
Yesta'cilûn (يَسْتَعْجِلُونَ)
Acele etmek, vaktinden önce istemek, sabırsızlanmak ve meydan okuyarak çabuk gelmesini talep etmek anlamlarına gelen a-c-l (ع ج ل) kökünden, istif'âl babında türetilmiş üçüncü çoğul şahıs muzari fiildir ("Acele istiyorlar / Çabuk gelmesini bekliyorlar").
İbn Fâris, a-c-l (ع ج ل) kökünün temelinde "bir şeyin fıtri ve normal vaktinden önce gerçekleşmesi için çaba sarf etmek, yavaşlığın ve teenninin (sabretmenin) zıddı olan hız" anlamının yattığını belirtir.
Patricia Crone, politik teoloji ekseninde "istik'câl" (acele isteme) eyleminin barındırdığı o tehlikeli sinizmi okur. Müşrikler (veya Eyke kavmi), peygamberin azap uyarılarını duydukça, onunla alay etmek için "Madem öyle, haydi getir şu azabı da görelim" diyerek "acele" (yesta'cilûn) talep ediyorlardı. Onlar için azap, gerçekleşmeyecek bir blöf olduğu için, onu acele istemek bir güç gösterisiydi.
Gabriel Said Reynolds, "yesta'cilûn" (acele istiyorlar) fiilinin "muzari" (şimdiki zaman) kalıbında gelmesindeki o sarsıcı sürekliliği inceler. Ayet, mühlet isteyen o perişan kitleye şöyle der: "Daha az önce (veya şu ana kadar) o azabın çabuk gelmesini isteyenler siz değil miydiniz?" Bu soru, muhatabın (kâfirin) refah anındaki alaycı "hızı" (aceleciliği) ile, felaket anındaki "yavaşlama/durma" (mühlet/bekletilme) talebi arasındaki o korkunç tutarsızlığı ve ahlaki iflası deşifre eder. Kendi yıkımını aceleyle (alayla) çağıran bir aklın, o yıkım geldiğinde süre istemesi sefil bir tenakuzdur (çelişkidir).
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ayetlerin bütünündeki o devasa ironiyi tahlil eder. İnsanoğlu, refah ve güvenlik içindeyken ilahi uyarıları bir "oyun" sanır ve azapla "yesta'cilûn" (acele ederek) alay eder. Fakat o "bagteten" (ansızın) geliverdiğinde, zamanın her saniyesi kıymetli hale gelir ve bu defa "münzarûn" (bekletilme/mühlet) dilenir. Vahiy, bu iki zıt halin (alaycı acelecilik ve çaresiz süre isteme) arasına "azabın gelişini" koyarak; ahlakın ve imanın, "görmeden" ve "mühlet dolmadan" önce yapılması gereken yegâne rasyonel eylem olduğunu ilan eder. Mühlet bittiğinde, feryat başlar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla