Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şuarâ Sûresi, 175. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şuarâ Sûresi, 175. Ayet

    وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-inne rabbeke lehuve-l’azîzu-rrahîm(u)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      174. “Elbet bunda büyük bir ibret vardır; fakat çokları iman etmezler.”

      175. “Şüphesiz Rabb’in, işte O, mutlak güç ve engin merhamet sahibidir.”


      Bu kıssada büyük bir ders vardır. Yani Nuh kıssasında kendilerinden sonra gelenler için büyük bir ders vardır. Yahut Nuh kavminin helakinde ve onların suya gark edilmelerinde kendilerinden sonra gelenler için büyük bir ders vardır. Ama çokları iman etmezler. Kıssanın devamı... Daha önce anlatmıştık.

      Şüphesiz Rabb’in, işte O, mutlak güç ve engin merhamet sahibidir. Daha önce açıklamıştık.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 3938

        #4
        Ve inne (وَإِنَّ)

        Bağlaç olan "ve" (وَ) harfi ile; cümleye mutlak kesinlik, şüphesizlik ve tekit (pekiştirme) katan "inne" (إِنَّ) edatının birleşimidir ("Ve şüphesiz / Ve muhakkak ki").

        Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde bu harf-edat birleşiminin belagatteki "isti'nâf" (yeni ve evrensel bir hükme başlangıç) işlevini tahlil eder. Lût kavminin o gürültülü, zorba ve sınır tanımaz şehri, gökten yağan o korkunç taş sağanağıyla ölümcül bir sessizliğe ve toz bulutuna gömülmüştür. Helak sahnesi az önce kapanmıştır. "Ve inne" edatı, o lanetli coğrafyanın külleri arasından sıyrılarak, sözü doğrudan şimdiki zamana, teolojik bir sabiteye ve mutlak ilahi sıfatların beyanına sarsılmaz bir kesinlikle bağlar.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu edatın metne kattığı varoluşsal sükûneti ve otoriteyi inceler. İnsanlık fıtratını bozan o azgın çoğunluğun icat ettiği o iğrenç medeniyet bir hiçliğe (helake) dönüşürken; geriye yıkılmayan, sarsılmayan ve zamanın ötesinde asılı kalan yegâne hakikat olarak bu "İnne" (Şüphesiz ki) edatıyla başlayan ilahi adalet beyanı kalmıştır. İnsanın kibri ve sapkınlığı geçici, ilahi yasa ise mutlaktır.

        Rabbeke (رَبَّكَ)

        Sahip olmak, idare etmek, terbiye etmek ve mutlak otorite kurmak anlamlarına gelen r-b-b (ر ب ب) kökünden türemiş "rabb" isminin, "senin" anlamındaki ikinci tekil şahıs zamiri "ke" (كَ) ile birleşimidir. "İnne" edatının ismi konumunda olduğu için fetha ile nasb edilmiştir ("Senin Rabbin / Seni terbiye edip koruyan Yaratıcın").

        İbn Fâris, r-b-b (ر ب ب) kökünün özünde "bir şeye mutlak surette malik olmak, o varlığı varoluşunun başından kemale erene kadar her türlü tehlikeden koruyup gözeterek aşama aşama terbiye etmek ve beslemek" anlamının yattığını belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin sonundaki "ke" (senin) zamirinin tebliğ psikolojisindeki ontolojik tesellisini okur. Lût peygamber, kendisini yalanlayan, "seni şehirden süreriz" diyerek tehdit eden ve fıtrata savaş açan o zorba kavme karşı yapayalnız kalmış, ancak "Rabbi" tarafından o devasa yıkımdan (yağmurdan) sağ salim çıkarılmıştı. Şimdiki zamanda Mekke'de aynı dışlanmayı ve müşrik elitlerin alaylarını yaşayan muhatap peygambere (Hz. Muhammed'e) yöneltilen "Rabbeke" (Senin Rabbin) hitabı; "Lût'u o sapkın diktatörlerin elinden kurtarıp terbiye eden kudret kimse, bugün senin de sahibin ve himayedârın aynı makamdır" mesajını veren devasa bir ilahi kalkandır.

        Gabriel Said Reynolds, "Rab" kavramının Lût kıssasının sonundaki polemik ağırlığını inceler. Sodom halkı, arzularını (hevalarını) serbest bırakarak yeryüzünün ve kendi bedenlerinin mutlak "sahibi/efendisi" (rabbi) olduklarını iddia eden bir hedonizme (hazcılığa) saplanmıştı. "Senin Rabbin" (Rabbeke) vurgusu, yeryüzünün o ahlaksız krallarını ve sahte iktidarlarını felsefi olarak tarihten silip, fıtratın ve varlığın yegâne Sahibini deklare eden tevhidi bir manifestodur.

        Lehüve (لَهُوَ)

        Cümleye vurgu, sınırlandırma ve mutlak kesinlik katan tekit/pekiştirme lam'ı (لَ) ile, "o" anlamındaki üçüncü tekil şahıs ayrık (munfasıl) zamiri "hüve"nin (هُوَ) birleşimidir ("Kesinlikle O'dur / Hiç şüphesiz ancak O").

        Celaleddin el-Suyuti, "lam-ı muzahlaka" (kaydırılmış pekiştirme harfi) ve "fasıl zamiri" (hüve) kullanımının belagatteki "hasr" (vurguyu ve hükmü tek bir noktada toplama) işlevini inceler. Bu gramatikal yapı, sıradan bir varlık beyanı değildir; "O sapkınları helak eden gücün, kör bir meteorolojik tesadüf veya tabiat olayı değil, doğrudan doğruya irade sahibi olan, fıtratı koruyan ve hesaba çeken mutlak güç (ancak O) olduğunu" diyerek tevhidi ontolojiyi mutlaklaştırır.

        Dücane Cündioğlu, bu edat-zamir birleşiminin felsefi yalıtımını tahlil eder. İnsanoğlu, iktidarı ve fail olmayı daima yeryüzündeki kalabalıklara (çoğunluğa), zorbalara veya kendi arzularına atfetme eğilimindedir. "Lehüve" (Ancak O'dur) ifadesi, şirkin parçaladığı ve sahteleştirdiği o iktidar algısını bıçak gibi keserek, varoluşun merkezindeki yegâne gerçek Özne'yi (Hüve) muhatabın aklına sarsılmaz bir mühür gibi basar.

        El-Azîzü (الْعَزِيزُ)

        Üstün gelmek, yenilmez olmak, şiddetli olmak ve eşi benzeri bulunmamak anlamlarına gelen a-z-z (ع ز ز) kökünden türemiş mübalağalı ism-i fâil/sıfattır. Harf-i tarif (El) alarak mutlaklaşmış, "İnne" edatının haberi olduğu için ötre ile merfudur ("Mutlak galip / Mağlup edilemeyen / Kaba gücü ezip geçen mutlak izzet sahibi").

        İbn Fâris, a-z-z (ع ز ز) kökünün temelinde "bir şeyin karşı konulamaz derecede şiddetli, kuvvetli ve sağlam olması, hiçbir dış gücün onu aşamaması, alt edememesi ve eşine rastlanılamayacak kadar nadir bir yücelikte bulunması" anlamının bulunduğunu aktarır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde "Azîz" sıfatının Lût kavminin kibriyle olan ölümcül çatışmasını inceler. Lût kavmi; örgütlü eşkıyalıklarıyla, yoldan geçenleri gasp etmeleriyle ve çoğunluğun zorbalığıyla kendi kendilerini o coğrafyanın "azizleri" (dokunulmaz efendileri) ilan etmişlerdi. Kur'an, bu sıfatı (El-Azîz) doğrudan Allah'a atfederek, onların tüm o kaba kuvvet iddialarını yerle yeksan eder. Gerçek "izzet" (yenilmezlik), zayıf misafirlere tecavüz etmeye yeltenen sapkın kalabalıklarda değil; o ahlaksızları kendi evlerinin içinde üzerlerine taş yağdırarak helak eden Mutlak Kudret'in tekelindedir.

        Michael Cook, politik teoloji ekseninde bu ismin tiranlıkların çöküşüyle olan bağını okur. İktidar sahipleri kendilerini yeryüzünün egemenleri sayarlar ve zayıflara kaba kuvvetle tahakküm ederler. Ancak "El-Azîz" ismi tecelli ettiğinde (helak anında), ahlakı ve fıtratı hiçe sayan yeryüzünün o en kaba tiranları, eşsiz ilahi kudretin dikey darbesi altında ezilerek bizzat zelil duruma düşürülürler. İzzet, ahlaksız çoğunluğun değil, adaleti tesis eden Yaratıcı'nındır.

        Er-Rahîmü (الرَّحِيمُ)

        İncelik, acıma, şefkat, merhamet ve koruma anlamlarına gelen r-h-m (ر ح م) kökünden türemiş, süreklilik ve içkinlik bildiren sıfat-ı müşebbehe/mübalağalı ism-i fâildir. Haber sıfatı olarak ötre ile merfudur ("Çok merhamet eden / Kesintisiz şefkat gösterip koruyan").

        İbn Fâris, r-h-m (ر ح م) kökünün özünde "bir varlığa karşı duyulan derin incelik, kalp yumuşaklığı, şefkat ve onu koruyup sarıp sarmalama güdüsü" anlamının yattığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "Rahîm" sıfatının helak eskatolojisindeki ontolojik mahiyetini tahlil eder. Bu sıfat, pasif ve zayıf bir acıma hali değildir. O kahredici taş yağmurunun gökten boşaldığı saniyede; şehri ve sapkın bedenleri yok eden o mutlak öfkenin tam kalbinden Lût'u ve inanan ailesini kılına bile zarar gelmeden çekip çıkaran, onları o ölüm sarmalından bir kalkan gibi koruyarak selamete erdiren (necceynâhu) o aktif, sarsılmaz ve lütufkâr ilahi eylemin adıdır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, "El-Azîz" (Mutlak Güç) ve "Er-Rahîm" (Mutlak Merhamet) isimlerinin Lût kıssasının finalinde yan yana gelişindeki o muazzam teolojik dengeyi okur. Lût kavminin helak sahnesi iki zıt ontolojik kaderden oluşur: Fıtratı bozan, ahlaka savaş açan o iğrenç güruhun taşlar altında ezilmesi ve o kaosun içinden kurtarılan iffetli peygamberin (ve ehlinin) zaferi. Yaratıcı, ahlaksızlıkları normalleştiren o kitleleri feci bir yağmurla boğarken "El-Azîz"dir (karşı konulamaz mutlak güçtür); aynı saniyede, o devasa yıkımın ortasında inanan azınlığı sarmalayıp selamete çıkarırken ise "Er-Rahîm"dir. Güç (izzet) ile merhametin (rahmetin) bu kusursuz birlikteliği, yeryüzünün o çürümüş tiranlarına karşı, ilahi adaletin hem infaz eden hem de fıtratı koruyan o aşkın doğasının tevhidi beyanıdır.

        Yorum

        İşleniyor...
        X