Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şuarâ Sûresi, 160. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şuarâ Sûresi, 160. Ayet

    كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Keżżebet kavmu lûtin(i)lmurselîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Lût kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı.”

      Lût ve Kavmi

      Lût kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı. Daha önce de belirttiğimiz gibi fiilin müennes gelmesi “Cemaatü kavmi Lût” takdiri iledir. Sanki şöyle denilmiş gibidir: Lût kavmi topluluğu da peygamberleri yalancılıkla suçladı.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kezzebet (كَذَّبَتْ)

        Yalanlamak, asılsız saymak, gerçeği inkar etmek ve reddetmek anlamlarına gelen k-z-b (ك ذ b) kökünden, tef'il babında (tekzib) türetilmiş üçüncü tekil şahıs müennes (dişil) mazi fiildir ("Yalanladı / Yalan saydı").

        İbn Fâris, k-z-b (ك ذ b) kökünün temel anlamının "sözün gerçeğe ve vakıaya uymaması, bir şeyin asılsız ve boş olması" olduğunu belirtir. Fiil tef'il babında (tekzib) kullanıldığında, bu yalanlamanın sıradan bir itiraz değil; kasten, örgütlü bir şekilde ve eyleme dökülerek hakikatin üstünün örtülmeye çalışılması (aktif bir ret cephesi) olduğunu gösterir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin dişil (kezzebet) formda gelmesinin sosyolojik merkezini okur. Fiilin faili olan "Lût kavmi" (kavmu Lût) tamlamasındaki "kavim" kelimesi, Arapçada topluluk ismi olduğu için semai müennes (dişil) kabul edilir. Bu dilbilimsel tercih, hakikati yalanlama eyleminin bireysel veya marjinal bir karşı çıkış olmadığını; bütün bir toplumun, örgütlü bir kitlenin ortak ve yapısal bir refleksi (kolektif bir inkar cephesi) olduğunu gösterir. Bireyler değil, bütün bir toplumsal irade hakikati yalanlamıştır.

        Râgıb el-İsfahânî, "tekzib" eyleminin Lût kavmi bağlamındaki ahlaki boyutunu tahlil eder. Onların yalanlaması, peygamberin getirdiği tevhidi mesajı "anlamadıkları" için değil; bizzat içine daldıkları o sapkın ve azgın hayat tarzını (fahşayı) korumak için, o hayatı tehdit eden ahlaki uyarıyı kasten "geçersiz" sayma çabasıdır.

        Kavmu Lûtın (قَوْمُ لُوطٍ)

        Aynı kökten gelen, bir liderin veya peygamberin etrafında toplanan topluluk, millet ve halk anlamlarına gelen k-v-m (ق و م) kökünden türemiş "kavim" ismi ile; Lût peygamberin özel isminin birleşmesinden oluşan isim tamlamasıdır. "Kezzebet" fiilinin faili (öznesi) olduğu için "kavm" kelimesi ötre ile merfudur ("Lût kavmi").

        İbn Fâris, k-v-m (ق و m) kökünün temelinde "ayakta durmak, bir işi üstlenmek, bir düzen kurmak ve bir arada hareket etmek" anlamının bulunduğunu belirtir. Bir topluluğa "kavim" denmesi, onların ortak bir amaç, lider veya gelenek etrafında "ayakta durmaları" ve kolektif bir kimlik inşa etmelerindendir.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında "Lût" isminin etimolojik kökenini inceler. İsmin İbranice (Lot) kökenli olduğunu ve "örtmek, gizlemek, üzerini kapamak" gibi anlamlara geldiğini belgeler. Tevrat ve Kur'an anlatılarında İbrahim peygamberin yeğeni olarak takdim edilen Lût, Ürdün (Sodom ve Gomore) bölgesindeki sapkın topluluğa elçi olarak gönderilmiştir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Lût kavminin tarihsel ve coğrafi konumunu tahlil eder. Ölü Deniz (Lût Gölü) civarında yaşayan bu kavim, Kur'an'da cinsel sapkınlıkları (fahşa) ve ahlaki yozlaşmalarıyla prototipleştirilir. Onların "kavim" olarak anılması, işlenen suçun ve ardından gelen helakın bireysel değil, toplumsal bir çürümenin sonucu olduğunu vurgular.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde "Lût kavmi" tamlamasının Kur'ani eskatolojideki (helak tarihindeki) yerini okur. Lût kavmi, sadece şirkin değil, aynı zamanda "insan fıtratına yapılan en ağır saldırının" (ahlaki yozlaşmanın) simgesidir. Onların anılması, fıtrattan sapan bir medeniyetin kendi sonunu nasıl hazırladığının sarsılmaz bir tarihsel kanıtıdır.

        El-Murselîn (الْمُرْسَلِينَ)

        Göndermek, yollamak ve bir mesajla vazifelendirmek anlamlarına gelen r-s-l (ر س ل) kökünden, if'âl babında (irsal) türetilmiş ism-i mef'ul (edilgen ortaç) kelimesinin kurallı çoğul (cem-i müzekker sâlim) formudur. Fiilin nesnesi (mefulü bihi) olduğu için "yâ" ile nasb edilmiştir ("Gönderilenleri / Elçileri / Resulleri").

        İbn Fâris, r-s-l (ر س ل) kökünün temelinde "bir şeyi yumuşaklıkla, peş peşe ve belirli bir hedefe doğru yönlendirerek serbest bırakmak/yollamak" anlamının bulunduğunu belirtir. Bir sözü taşıması için yetkilendirilip yollanan kişiye "rasûl" denir.

        Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde, Lût kavmine sadece tek bir peygamber (Lût) gönderilmiş olmasına rağmen neden "el-murselîn" (elçiler) şeklinde çoğul bir kalıp kullanıldığının belagatteki sırrını inceler. Tevhid davasında tüm peygamberlerin risaleti (mesajı) ontolojik olarak tek bir bütündür. Dolayısıyla Lût kavminin kendi peygamberini yalanlaması, sadece tek bir şahsı reddetmek değil; o şahsın temsil ettiği ilahi otoriteyi, vahyin kendisini ve yeryüzüne gönderilmiş bütün ilahi elçileri toptan ve kategorik olarak yalanlamak (reddetmek) demektir.

        Michael Cook, "mürsel" (gönderilmiş) kelimesinin edilgen yapısındaki politik otoriteyi okur. Mürsel, kendi adına konuşan bir politikacı değil, mutlak bir "Gönderici"nin (Allah'ın) memurudur. Lût kavminin elçileri yalanlaması, yeryüzünde kendi arzularını (hevalarını) tek tanrı yapan bir topluluğun, dışarıdan (göklerden) gelen o aşkın ve ahlaki sınırlamaya karşı gösterdiği en kaba "egemenlik" direnişidir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X