Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şuarâ Sûresi, 133. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şuarâ Sûresi, 133. Ayet

    اَمَدَّكُمْ بِاَنْعَامٍ وَبَن۪ينَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Emeddekum bi-en’âmin vebenîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      132-134. “Bildiğiniz şeyleri size veren, size sürüler, oğullar, bağlar, pınarlar ihsan eden Allah’a karşı gelmekten sakının.”

      Bildiğiniz şeyleri size veren... Allah’a karşı gelmekten sakının. Denildi ki: “Emeddeküm” (أَمَدَّكُمْ) Size verdi, demektir; “Meded”dendir. Yani size nimetleri hiç kesilmeden peşi peşine, birinin ardından diğeri gelecek şekilde verdi demektir. Sonra bu iki şekilde olabilir: Birincisi: Size nimetleri verene karşı küfrân-ı nimette bulunmaktan sakının da onların şükrünü üstelik de bile bile size ihsanda bulunmayana, onları size vermeyene karşı yapmaya kalkışmayın. Kastedilen onların, hiçbir nimet vermeye muktedir olmayan putlara tapmalarıdır. İkincisi bu nimetleri size bahşeden Allah’ın gazabına uğramaktan sakının. Çünkü onları size vermeye kadir olan güç, sizden öç almaya da muktedirdir. Birinci yoruma göre mâna şudur: Nimetlere karşı küfrân-ı nimette bulunmaktan sakının, çünkü onları size vermeye kadir olan, onları sizden almaya da kâdirdir. Âyetin yorumu bu iki anlam üzere çıkar. En doğrusunu Allah bilir.

      Sonra onlara kesintisiz olarak bahşetmiş olduğu nimetleri hatırlattı ve şöyle buyurdu: Size sürüler, oğullar, bağlar, pınarlar ihsan etti. Bunları ve sayılamayacak kadar diğerlerini verdi.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Emeddeküm (أَمَدَّكُمْ)

        Uzamak, kesintisiz devam etmek, takviye etmek ve peş peşe yardım göndermek/kaynak aktarmak anlamlarına gelen m-d-d (م د د) kökünden, if'âl babında (imdâd) türetilmiş üçüncü tekil şahıs mazi (geçmiş zaman) fiili ile eylemin nesnesi olan "sizi/size" anlamındaki ikinci çoğul şahıs zamiri "küm"ün (كُمْ) birleşimidir ("Sizi takviye etti / Size peş peşe kaynak sundu").

        İbn Fâris, m-d-d (م د د) kökünün özünde "bir şeyi kesintisiz olarak çekip uzatmak, bir eksikliği ardı arkası kesilmeyen bir takviyeyle doldurmak ve bir varlığa sürekli kaynak aktarmak" anlamının yattığını belirtir.

        Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde bu fiilin belagatteki "bedel" ve "tafsîl" (detaylandırma) sanatını tahlil eder. Bir önceki cümlede genel ve soyut olarak ifade edilen nimetlerin ne olduğu, muhatabın zihnini sarsmak için bu fiilin tekrarlanmasıyla tamamen somut, ölçülebilir ve gözle görülür bir boyuta indirgenir. Fiilin varlığı, nimetlerin tesadüfen var olmadığını, mutlak bir İrade tarafından kasten ve peş peşe (imdâd) gönderildiğini muhatabın yüzüne çarpar.

        Râgıb el-İsfahânî, "imdâd" eyleminin teolojik mahiyetini inceler. İnsan, sahip olduğu zenginliği kendi zekasının veya kaba kuvvetinin bir ürünü zanneder. Hûd peygamber bu fiille (emeddeküm), Âd kavminin sahip olduğu o devasa ekonomik ve demografik gücün, onların kendi "üretimi" (sun' veya mesâni') olmadığını; aksine o gücün göklerden gelen kesintisiz bir "takviye/lütuftan" ibaret olduğunu deklare ederek, kavmin kendi kendine yettiği (müstağni olduğu) kibrini yerle yeksan eder.

        Dücane Cündioğlu, fiilin felsefi ağırlığını okur. "Emeddeküm" eylemi, insanı ontolojik olarak edilgen (alan ve muhtaç olan) konumuna düşürür. Dünyanın en devasa kalelerini inşa edip "Bizden daha güçlü kim var?" diyen bir medeniyet, "Siz sadece size bahşedilen kaynaklarla (imdâd ile) ayakta duran aciz muhtaçlarsınız" felsefesiyle kendi hakikatine (hiçliğine) döndürülür. İktidar şımarıklığı, acziyetin ifşasıyla sarsılır.

        Bi en'âmin (بِأَنْعَامٍ)

        Hakkında, ile, vasıtasıyla anlamları katan "bi" (بِ) harf-i ceri ile; hayatın refahı, rahatlık ve yumuşaklık anlamlarına gelen n-a-m (ن ع م) kökünden türemiş olan, küçükbaş ve büyükbaş sürüler/hayvanlar anlamına gelen "ne'am" kelimesinin çoğulu (en'âm) birleşimidir. Harf-i cerden dolayı esre ile mecrur olmuştur ("Sürülerle / Hayvanlarla / Tarımsal zenginlik vasıtasıyla").

        İbn Fâris, n-a-m (ن ع م) kökünün temelinde "hayatın rahatlığı, konfor, insanın içini ferahlatan yumuşaklık ve asude bir refah" anlamının bulunduğunu aktarır. Nimet kelimesi bu kökten geldiği gibi; bedevi için hayatın yegâne garantisi, refahın ve konforun en büyük simgesi olan develer, sığırlar ve davarlar için de "en'âm" (refah araçları) denilmiştir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde "en'âm" (sürüler/develer) kavramının çöl sosyolojisindeki yerini tahlil eder. Antik Arap ve bedevi kültüründe sürüler sadece bir besin kaynağı veya tarımsal bir nesne değildir. Onlar mutlak bir sermaye, prestij, siyasi güç ve kabilenin asabiyetini (üstünlüğünü) simgeleyen en büyük övünç kaynağıdır (mecd). Hûd peygamber, onların en çok taptıkları, güçlerini dayandırdıkları bu temel ekonomik putu işaret ederek teolojik bir yüzleşme başlatır.

        Patricia Crone, antik ekonomide "sürülerin" (en'âm) politik değerini inceler. Âd kavminin egemenleri, bu devasa ekonomik kaynakları tekelinde tutarak halka tahakküm ediyor ve bu zenginliği kendi ilahlarının (putlarının) veya krallarının bir lütfu olarak pazarlıyordu. Hûd, "Sizi sürülerle (en'âm) takviye eden O'dur" diyerek, yeryüzünün krallarının elinden o sahte "rızık verici" ve "ekonomiyi yönetici" rolünü alır; sermayenin mutlak sahibinin Allah olduğunu deklare ederek ekonomik şirki parçalar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin nankörlükle olan tezatlığını okur. İnsanoğlu, "en'âm" (sürüler/nimetler) içinde yüzerken, o nimetlerin kendisini şımartmasına ve Yaratıcı'dan uzaklaştırmasına izin verir. Âd kavmi, etini yediği, sütünü içtiği ve yükünü taşıttığı o sayısız sürülere (en'âm) bakıp Allah'a şükredeceği yerde, o gücü bir zorbalık (cebbarlık) aracına dönüştürmüştür. Refah, şükre değil kibre kalkan yapılmıştır.

        Ve benîn (وَبَنِينَ)

        Bağlaç olan "ve" (وَ) harfi ile; bina etmek, inşa etmek ve üst üste koymak anlamlarına gelen b-n-y (ب ن ي) kökünden türemiş olan "ibn" (oğul/çocuk) kelimesinin kurallı çoğul (cem-i müzekker sâlim - benûn) formudur. "Bi" harf-i cerinin etkisi "ve" bağlacıyla bu kelimeye de geçtiği için nasb/cer alameti olan "yâ" harfi ile (benîn) esrelenmiştir ("Ve oğullarla / Ve çocuklarla / Demografik güçle").

        İbn Fâris, b-n-y (ب ن ي) kökünün temelinde "bir yapıyı üst üste koyarak kurmak, sağlamlaştırmak, temellendirmek ve kalıcı bir eser ortaya çıkarmak" (bina) anlamının yattığını belirtir. Erkek çocuğa da (ibn/benûn), babasının soyunu, adını ve asabiyetini geleceğe taşıyarak nesli "inşa ettiği" için bu isim verilmiştir.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında bu kelimenin etimolojik haritasını okur. İbn/benûn kelimesinin (İbranicedeki ben, Süryanicedeki bar/bnay gibi) tüm Sami dillerinde "oğul/inşa eden" ortak kökünden geldiğini ve antik Yakın Doğu'nun kabilevi ataerkil hafızasının en temel sosyolojik taşı olduğunu belgeler.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "en'âm" (sürüler) ile "benîn" (oğullar) kelimelerinin metinde yan yana gelmesinin barındırdığı devasa sosyolojik okumayı tahlil eder. Âd kavminin o efsanevi kibir ve tiranlık hissinin iki temel taşı vardır: Birincisi "sermaye/ekonomi" (en'âm), ikincisi ise askeri güç, işgücü ve nüfus olan "demografi" (benîn). Hûd peygamber, bir devletin (veya kibrin) üzerine inşa edildiği bu iki devasa sütunu (parayı ve insan gücünü) hedef alır ve onların tanrısal bir yetenek olmadığını, sadece ilahi bir lütuf (imdâd) olduğunu yüzlerine çarpar.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, "oğullar" (benîn) kavramının bedevi aristokrasisindeki şiddetle olan bağını inceler. Çok sayıda erkek çocuğa (askere/güce) sahip olmak, Âd kavmi gibi zorba (cebbâr) bir toplum için diğer kabileleri ezmenin, yüksek yerlere kaleler (mesâni') inşa etmenin ve "Biz kimiz ki bize ceza verilsin" demenin en büyük demografik garantisidir. Oğullar, onların kaba kuvvet makinesinin dişlileridir. Hûd, onları en çok güvendikleri ordularıyla (oğullarıyla) sınar; size o çocukları verenin, onları tek bir fırtınayla (tufanla/rüzgarla) yok etmeye de muktedir olduğunu felsefi olarak deklare eder. Nüfus çokluğu, ilahi adalete karşı bir kalkan olamaz.

        Gabriel Said Reynolds, "benîn" (oğullar) kavramının polemik teolojisindeki (mücadele dilindeki) kırılganlığını okur. İnsanlar, yeryüzünde ölümsüzlüğü (tahlüdûn) sadece binalarla (kalelerle) aramazlar; aynı zamanda soylarını sürdürecek, kendi kibrini geleceğe taşıyacak "oğulları" (benîn) üzerinden de biyolojik bir ölümsüzlük arzulayışına girerler. Ayet, bu dünyevi ve biyolojik kibre karşı tevhidi bir bilinç aşılar: Nesilleri "inşa eden" (b-n-y) de, var eden de sadece mutlak İrade'dir; o iradeden kopuk bir soy (benîn), ancak helakın nesnesi olmaya mahkumdur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X