Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şuarâ Sûresi, 105. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şuarâ Sûresi, 105. Ayet

    كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Keżżebet kavmu nûhin(i)lmurselîn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar.”

      Nuh ve Kavmi

      Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar. “Kezzebet” (كَذَّبَتْ) fiilinin, ta’lı dişil (müennes) olarak kullanılması “kavm”in cemaat anlamında olmasına göredir. Sanki denilmiş gibidir: (كَذَّبَتْ جَمَاعَةُ قَوْمِ نُوحٍ الْمُرْسَلِينَ). Aksi halde izahı “kavm” (قَوْمٌ) kelimesinin hem müzekker (eril) hem de müennes (dişil) kullanılan isimlerden olması sebebiyledir. Peygamberleri “murselîn” (الْمُرْسَلِينَ) şeklinde çoğul getirildi, çünkü peygamberlerden tek birini inkâr eden bütününü inkâr etmiş olur. Zira her peygamber, halkı bütün peygamberlere iman etmeye çağırır. Hem Nuh’un kendinden sonra gelen peygamberlere iman etmelerini istemesi de söz konusu olabilir. Bu yüzden Allah, Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar demiştir -En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kezzebet (كَذَّبَتْ)

        Yalanlamak, asılsız saymak, gerçeği inkar etmek ve reddetmek anlamlarına gelen k-z-b (ك ذ ب) kökünden, tef'il babında (tekzib) türetilmiş üçüncü tekil şahıs müennes (dişil) mazi fiildir ("Yalanladı / Yalan saydı").

        İbn Fâris, k-z-b (ك ذ ب) kökünün temel anlamının "sözün gerçeğe ve vakıaya uymaması, bir şeyin asılsız, kof ve boş olması" olduğunu belirtir. Fiil tef'il babında (tekzib) kullanıldığında, "birinin yalan söylediğini iddia etmek, hakikati kasten ve şiddetle reddetmek" anlamına gelir.

        Râgıb el-İsfahânî, "tekzib" eyleminin epistemolojik ve ahlaki boyutunu tahlil eder. Yalanlamak (kezzebet), sıradan bir bilgisizlik veya şüphe duyma hali değildir. Nuh kavminin bu eylemi, peygamberin getirdiği apaçık hakikati bilmelerine rağmen; inatla, kibirle ve düşmanca bir tavırla o gerçeği "asılsız sayma ve iptal etme" çabasıdır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde "kizb" (yalan) kavramının Cahiliye dönemindeki dünyevi kullanımından sıyrılarak Kur'an'da nasıl teolojik bir kavrama dönüştüğünü inceler. Tekzib, vahyi ontolojik olarak yok saymaya çalışan aktif bir isyan halidir. İmanın ve tasdikin (doğrulamanın) mutlak zıddı olarak, aklın hakikate karşı kapılarını kasten kapatmasıdır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin dişil (kezzebet) formda gelmesinin gramatikal ve sosyolojik nedenini okur. Fiilin faili olan "kavm" kelimesi semai müennes (dişil kabul edilen) veya cemaat/topluluk ismidir. Bu kullanım, yalanlama eyleminin bireysel ve izole bir karşı çıkış olmadığını; bütün bir toplumun, örgütlü bir kitlenin ortak ve yapısal bir refleksi (kolektif bir ret cephesi) olduğunu gösterir.

        Kavmu (قَوْمُ)

        Topluluk, halk, millet ve birlikte ayakta duran/direnen insan güruhu anlamlarına gelen k-v-m (ق و م) kökünden türemiş isimdir. Cümlenin faili (öznesi) olduğu için ötre ile merfudur ("Kavmi / Halkı").

        İbn Fâris, k-v-m (ق و م) kökünün temelinde "ayağa kalkmak, dikilmek, bir işe girişmek ve sebat etmek" anlamının yattığını belirtir. Bir araya gelip ortak bir amaç için dayanışma içinde "ayakta duran" insan topluluğuna, özellikle savunma ve savaşma gücüne sahip kitlelere bu kökten türeyen "kavm" ismi verilir.

        Patricia Crone, antik Yakın Doğu ve çöl sosyolojisinde "kavim" mefhumunun politik bağlamını tahlil eder. Kavim, salt demografik bir kalabalık değil; kan bağına, katı geleneklere, ataların mirasına ve ortak çıkarlara (asabiyete) dayalı bir ittifaktır. Nuh'un getirdiği evrensel mesaj, bu yerel politik asabiyeti ve hiyerarşiyi tehdit ettiği için kavim, kendi statükosunu (k-v-m / ayakta duruşunu) korumak adına peygambere karşı şiddetli bir cephe almıştır.

        Dücane Cündioğlu, kavim kelimesinin "kıyam" (ayağa kalkma) kökünden gelmesi üzerinden felsefi bir okuma yapar. Nuh'un kavmi, hakikate karşı kibirle "ayağa kalkmış", kendi putperest statükolarını inatla savunmuştur. Ancak hakikate karşı sergilenen bu kibirli kıyam/duruş, onları esneklikten mahrum bırakmış ve nihayetinde tufanla gelecek olan o mutlak çöküşe (helake) hazırlamıştır.

        Nûhin (نُوحٍ)

        Nuh peygamberin özel ismidir. "Kavmu" kelimesinin tamlayanı (muzafun ileyh) olduğu için esre ile mecrurdur ("Nuh'un").

        El-Cevâlîkî, el-Mu'arreb adlı eserinde kelimenin Arapça dışı bir dilden (Süryanice veya İbraniceden) geçmiş özel bir isim olma ihtimalinin yüksek olduğunu belirtir.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında ismin etimolojik kökenlerini İncil ve Tevrat geleneklerine (İbranice Noah - istirahat, teselli) kadar sürer. Ancak Kur'an'ın bu ismi etimolojik kökeninden ziyade, inkarcı toplumlara karşı sabrın ve tarihsel peygamberlik mücadelesinin değişmez bir arketipi olarak konumlandırdığını aktarır.

        İbn Fâris, dilbilimcilerin bu kelimeyi Arapça "n-v-h" (ن و ح) köküne dayandırma çabalarını da aktarır. Bu kök, "şiddetle ağlamak, feryat etmek, yas tutmak" (niyâha) anlamına gelir. Etimolojik bir efsane olarak, Nuh'un, kavminin isyanına, yoldan çıkışına ve yaklaşan helakine sürekli ağlayıp üzüldüğü için bu ismi aldığı yönünde dilsel yorumlar mevcuttur.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), surenin kurgusundaki bu ismin tarihsel ve edebi ağırlığını inceler. Surenin bu noktasında İbrahim kıssası sona ermiş, zaman aniden çok daha geriye sarmıştır. Nuh, Kur'an'da yalanlanan peygamberlerin ilki ve mücadelesi en uzun sürenidir. İsminin zikredilmesi, kronolojik bir tarih anlatımı değil; peygamber-kavim çatışmasının (tekzibin) o en ağır, en kadim ve en yıkıcı (tufanla biten) örneğini muhatapların (Mekke toplumunun) önüne sarsıcı bir ihtar olarak koyma eylemidir.

        El-Murselîn (الْمُرْسَلِينَ)

        Göndermek, yollamak ve bir görevle vazifelendirmek anlamlarına gelen r-s-l (ر س ل) kökünden, if'âl babında (irsal) türetilmiş ism-i mef'ul (edilgen ortaç) kelimesinin kurallı çoğul (cem-i müzekker sâlim) formudur. Fiilin nesnesi (mefulü bihi) olduğu için "yâ" ile nasb edilmiştir ("Gönderilenleri / Elçileri / Resulleri").

        İbn Fâris, r-s-l (ر س ل) kökünün temelinde "bir şeyi yumuşaklıkla, peş peşe ve serbest bırakarak yönlendirmek, bir kelamı veya kişiyi belirli bir hedefe doğru yollamak" anlamının bulunduğunu belirtir. Birini özel bir mesajla elçi olarak görevlendirmeye "irsal" denir.

        Râgıb el-İsfahânî, "mürsel" kavramının teolojik ontolojisini tahlil eder. Mürsel, kendi adına konuşan bir düşünür veya sıradan bir ulak değildir. O, ilahi bir irade tarafından özel bir mesajla donatılıp insanlara rehber olarak "gönderilmiş" (edilgen) kişidir. Eylemin edilgenliği, peygamberin gücünü kendinden değil, kendisini donatıp yollayan mutlak Gönderici'den (Mürsil'den) aldığını gösterir.

        Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde, Nuh kavmine sadece tek bir peygamber (Nuh) gelmesine rağmen ayette neden "el-murselîn" (elçiler) şeklinde çoğul bir kelime kullanıldığının belagatteki sırrını inceler. Tevhid inancında tüm peygamberlerin davası (risaleti) bir bütündür ve aynı kaynaktan gelir. Dolayısıyla Nuh'u yalanlamak, sadece tek bir şahsı değil; silsile halindeki tüm peygamberlik kurumunu, ilahi mesajın kendisini ve gelmiş geçmiş bütün elçileri kategorik olarak yalanlamak demektir. Çoğul kalıp, işlenen teolojik cinayetin evrensel çapını vurgular.

        Michael Cook, bu kelime etrafında oluşan politik ve ontolojik çatışmayı okur. Kavimler kendi içlerinden çıkan, menfaatlerine uygun dünyevi otoriteleri (kralları/ataları) meşru görürler. Ancak dışarıdan, göksel ve aşkın bir makamdan "gönderilmiş" (mürsel) olan bir otoriteyi, kendi kurdukları sömürü düzenine, hiyerarşiye ve kibre doğrudan bir tehdit olarak algılarlar. Nuh'un "mürsel" sıfatıyla yalanlanması, aslında ilahi yasanın, yeryüzünün yozlaşmış statükosu tarafından toptan reddedilmesidir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X