Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şuarâ Sûresi, 57. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şuarâ Sûresi, 57. Ayet

    فَاَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feaḣracnâhum min cennâtin ve’uyûn(in)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      57-58. “‘Daha sonra onları (Firavun ve topluluğunu) bahçelerden, pınarlardan, hazînelerden ve değerli bir konumdan mahrum ettik’”

      59. “İşte böyle; bu nimetleri onların yerine İsrâiloğulları’na verdik”

      60. “(Olaya gelince) Arkadan Firavun ve adamları gün doğarken onlara yetiştiler”


      Onları çıkardık. Yani Firavun ve kavmini, bahçelerden, pınarlardan, hazînelerden ve değerli bir konumdan. “Kerîm” (كَرِيمٍ) güzel, değerli, demektir, İşte böyle; bu nimetleri onların yerine İsrâiloğulları’na verdik. Arkadan Firavun ve adamları gün doğarken onlara yetiştiler. Yani Firavun ve kavmi güneş parlarken, yani doğarken onlara eriştiler. “Muşrikîn” (مُشْرِقِينَ), yani güneşin doğuş vaktine erdiler. Yani Mûsa’nın kavmi güneşin parladığı vakit içindeyken eriştiler. İnsanlar, güneşin doğma ve parlama vaktine girdiklerinde “eşrakû” (أَشْرَقُوا) denilir.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 5075

        #4
        Fe ahracnâhüm (فَأَخْرَجْنَاهُمْ)

        Çıkarmak, dışarı atmak, ihraç etmek ve sürmek anlamlarına gelen h-r-c (خ ر ج) kökünden, if'âl babında türetilmiş birinci çoğul şahıs mazi (geçmiş zaman) fiili ile "onları" anlamındaki üçüncü çoğul şahıs zamirinin (hüm) birleşiminden oluşur. Başındaki "fe" (فَ) harfi, Firavun'un ordusunu toplamasının hemen ardından ilahi iradenin devreye girdiğini (ta'kib) gösterir.

        İbn Fâris, h-r-c (خ ر ج) kökünün temel anlamının "bir şeyin bulunduğu dar, kapalı veya yerleşik mekândan dışarıya, açık alana doğru intikal etmesi" olduğunu belirtir. Dahil olmanın (duhul) tam zıddıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "ihrac" eyleminin failine (öznesine) dikkat çeker. Firavun, ordusunu kendi iradesiyle ve kibriyle topladığını zannetmektedir. Ancak "ahracnâhüm" (BİZ onları çıkardık) fiili, arka plandaki o devasa ilahi kurguyu ifşa eder. Firavun'un kendi hırsıyla yola çıkması, aslında Allah'ın onları o ihtişamlı yurtlarından söküp atma (ihrac) planının kusursuz bir tecellisidir. Tiran, kendi helakine doğru bizzat ilahi irade tarafından sürüklenmektedir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın dramatik anlatımındaki özne (fail) değişimini tahlil eder. Önceki ayetlerde eylemlerin öznesi hep Firavun'du ("gönderdi", "dedi"). Ancak bu ayette aniden ilahi "Biz" (nâ) zamiri anlatının merkezine oturur. Firavun'un o gürültülü seferberliği ve orduları, "Biz onları çıkardık" şeklindeki mutlak ilahi müdahalenin yanında bir anda pasif, edilgen ve zavallı bir nesneye (hüm / onları) dönüşür.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin barındırdığı muazzam politik ironiyi inceler. Firavun, 35. ayette Musa için "Sizi yurdunuzdan çıkarmak (yuhricaküm) istiyor" diyerek halkı kışkırtmıştı. İlahi adalet, tiranın başkalarına attığı bu iftirayı bizzat onun kendi kaderi yapar. İsrailoğulları yurdundan sürülmez; aksine Firavun ve ordusu, kendi hırslarının kurbanı olarak kendi yurtlarından Allah tarafından ebediyen "çıkarılır" (ahracnâhüm). Kibir, sahibini yurdundan etmiştir.

        Min (مِنْ)

        Arapçada "den/dan, -den beri" anlamlarına gelen, bir eylemin başlangıç noktasını, ayrılışı veya bir bütünden parçayı ifade eden harf-i cerdir.

        Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân adlı eserinde bu edatın "ibtidâ-i gaye" (eylemin mekânsal başlangıç sınırı) işlevi gördüğünü belirtir. İhrac (çıkarılma) eyleminin şiddeti, terk edilen o başlangıç noktasının (Mısır'ın) ihtişamıyla doğru orantılıdır.

        Cennâtin (جَنَّاتٍ)

        Örtmek, gizlemek, saklamak ve bürümek anlamlarına gelen c-n-n (ج ن ن) kökünden türemiş "cennet" isminin çoğuludur. Esre (kesra) ile mecrur olmuştur.

        İbn Fâris, c-n-n (ج ن ن) kökünün özünde "bir şeyi gözden saklayacak şekilde yoğun bir biçimde örtmek ve bürümek" anlamının bulunduğunu aktarır. Ağaçlarının, yapraklarının ve meyvelerinin sıklığından dolayı toprağı görünmeyen, gölgelik ve gür bahçelere bu örtücülüğünden dolayı "cennet" denilmiştir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde, cennet kelimesinin dünyevi bağlamdaki kullanımını tahlil eder. Mısır, Nil nehrinin bereketiyle adeta yeryüzündeki bir cennet (dünyevi bir cennet/ütopya) olarak görülüyordu. Firavun sistemi, tüm teolojik meşruiyetini bu dünyevi refah ve tarımsal zenginlik (cennât) üzerine kurmuştu. Onların bu "cennetlerden" çıkarılması, sadece fiziksel bir sürgün değil; taptıkları o materyalist refahın (paganist ütopyanın) ellerinden alınarak ontolojik bir iflasa sürüklenmeleridir.

        Angelika Neuwirth, geç antik çağ edebi tasvirlerinde (topos) Mısır'ın "bolluk ve bereket diyarı" olarak kodlandığına dikkat çeker. Kur'an, bu ayetle o meşhur Mısır deltası imgesini (cennât) resmederken, aslında okuyucuya dramatik bir sonun hazırlığını yapar. Onlar, en sevdikleri ve en güvendikleri o muazzam yeşillikleri terk edip, az sonra sulara gömülmek üzere ölüme yürüyeceklerdir.

        Ve 'uyûn (وَعُيُونٍ)

        Bağlaç olan "ve" (وَ) harfi ile; göz, pınar, kaynak, su gözesi ve paha biçilmez şey anlamlarına gelen a-y-n (ع ي ن) kökünden türemiş "ayn" isminin çoğulunun (uyûn) birleşimidir.

        İbn Fâris, a-y-n (ع ي ن) kökünün temelinde "bir şeyin bizzat kendisi, en değerli kısmı ve yeri delip çıkan su (pınar)" anlamının yattığını belirtir. Suyun toprağı delip yeryüzüne çıkması ile insanın yüzünde dış dünyaya açılan organ (göz) arasında anlamsal bir ortaklık (delme/açığa çıkma) vardır.

        Gabriel Said Reynolds, "uyûn" (su kaynakları/pınarlar) kelimesinin Firavun'un kibriyle olan tarihsel bağına odaklanır. Firavun, gücünü Nil nehrinden ve onun kanallarından alıyordu. Mısır ekonomisi tamamen bu "su kaynaklarının" kontrolüne dayanıyordu. Otoritesini su ile (Nil ile) sağlayan bir tiranın, en çok güvendiği bu tatlı su kaynaklarını ("uyûn") terk ederek, sonunu getirecek olan başka bir suya (denizin tuzlu ve yırtıcı sularına) doğru çekilmesi muazzam bir ilahi ironidir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, ayetteki bu tabiat tasvirini incelerken, Mısır coğrafyasındaki şatafatlı su kanallarının, havuzların ve suni pınarların, diktatörlüğün estetik ve mimari gücünü temsil ettiğini belirtir. Firavun ordusu, sadece evlerini değil, iktidarlarının sembolü olan bu gösterişli peyzajı da arkalarında bırakmıştır.

        Yorum

        İşleniyor...
        X