فَاَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ اِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şuarâ Sûresi, 44. Ayet
Daralt
X
-
“Bunun üzerine iplerini, değneklerini yere attılar ve dediler ki: Firavun’un üstün gücü adına, elbette üstün gelen biz olacağız.”
Bunun üzerine iplerini, değneklerini yere attılar ve dediler ki: Firavun’un üstün gücü adına... Bu ifade gösteriyor ki sihirbazlar Firavuna tapınmaktaydılar, zira Firavun’un üstün gücü adına diye işe başladılar. Bununla birlikte onlar Firavun’un kendilerine sığınıp da “Ne buyurursunuz” demesinden onun acizliğini ve zayıflığını anlamışlardı.
Yorumu Yorumla
-
Fe elkav (فَأَلْقَوْا)
Bırakmak, fırlatmak, atmak ve ortaya koymak anlamlarına gelen l-k-y (ل ق ي) kökünden, if'âl babında (ilkâ) türetilmiş üçüncü çoğul şahıs mazi (geçmiş zaman) fiildir. Başındaki "fe" (فَ) harfi eylemin hemen, hiç vakit kaybedilmeden (ta'kib) gerçekleştiğini gösterir.
İbn Fâris, l-k-y (ل ق ي) kökünün temelinde "iki nesnenin, durumun veya şahsın birbiriyle aniden karşılaşması, yüz yüze gelmesi ve temas etmesi" anlamının bulunduğunu belirtir. Bir nesneyi fırlatmaya "ilkâ" denmesi, o nesnenin zeminle veya muhatabın algısıyla şiddetli bir şekilde buluşturulmasıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "ilkâ" eyleminin sıradan bir elden çıkarma veya düşürme (sukut) olmadığını tahlil eder. İlkâ, arkasında belirli bir hedef, kasıt ve irade barındıran stratejik bir hamledir. Hz. Musa "Atın" (elkû) der demez sihirbazların "fe elkav" (hemen attılar) fiiliyle karşılık vermeleri, onların kendilerine ve sanatlarına duydukları aşırı güveni, Musa'yı bir an önce alt etme konusundaki o sabırsız kibrin eyleme dönüşmüş halini yansıtır.
Dücane Cündioğlu, eylemin felsefi bağlamını inceler. İllüzyon (sihir), durağan haldeyken bir anlam ifade etmez; onun seyirciyi büyüleyebilmesi için kinetik bir enerjiye, bir "sahneleme" eylemine ihtiyacı vardır. Sihirbazların "ilkâ" fiili, devletin onlara sağladığı potansiyel gücün (teorik bilginin), Musa'ya karşı sahada kinetik bir silaha (pratiğe) dönüştüğü ontolojik kırılma anıdır.
Hibâlehüm (حِبَالَهُمْ)
İp, halat, kordon, bağ ve damar anlamlarına gelen h-b-l (ح ب ل) kökünden türemiş "habl" isminin çoğulu (hibâl) ile "onların" anlamındaki üçüncü çoğul şahıs zamirinin (hüm) birleşimidir. Eylemin nesnesi (mefulü) konumundadır.
İbn Fâris, h-b-l (ح ب ل) kökünün ana anlamının "iki şeyi birbirine bağlamak, sağlamlaştırmak ve aralarında kopmaz bir irtibat kurmak" olduğunu belirtir. İnsanın hayata tutunduğu şahdamarına da bu yüzden "habl" (hablülverid) denir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde "ip" (habl) kavramının sihir tarihindeki psikolojik işlevine odaklanır. İp, antik dünyada bağlamanın, düğüm atmanın (ukad) ve dolayısıyla "muhatabın iradesini, algısını ve gözünü kitlemenin" en temel aracıdır. Sihirbazların iplerini (hibâl) meydana fırlatmaları, sadece fiziksel nesneleri yere atmaları değil; seyircilerin zihinlerini kendi kurdukları yanılsama ağına "bağlama" teşebbüsüdür.
Ve isiyyehüm (وَعِصِيَّهُمْ)
Bağlaç olan "ve" (وَ) harfi ile; asa, değnek ve baston anlamlarına gelen a-s-v (ع ص و) kökünden türemiş "asâ" isminin çoğulu (isiyy) ve "onların" anlamındaki zamirin (hüm) birleşimidir.
İbn Fâris, a-s-v (ع ص و) kökünün temelinde "dağınık olan unsurları bir araya toplamak, cemaat olmak ve güç kazanmak" anlamının yattığını aktarır.
Gabriel Said Reynolds, geç antik çağ dini literatüründe "asa" kavramının taşıdığı teolojik zıtlığı tahlil eder. Musa'nın elinde sadece tek bir asa (müfret) vardır ve bu asa ilahi tevhidin (birliğin) sembolüdür. Mısır sihirbazları ise arenaya "isiyyehüm" (asaları/çoğul) ile çıkmışlardır. Firavun sisteminin dayandığı politeizm (çok tanrıcılık) ve niceliksel kibir, sihirbazların çok sayıdaki asaları ve ipleri üzerinden görselleştirilir. Bu, tek olan ilahi hakikat ile çoklukla (kalabalıkla) göz boyayan batılın ontolojik çarpışmasıdır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Mısır büyücülük geleneğinde "asa" motifini incelerken, firavun rahiplerinin ellerindeki asaların hem devleti temsil eden siyasi bir otorite sembolü hem de içine cıva gibi maddeler konularak ısıyla hareket ettirilen teknolojik/illüzyonel aletler olduğunu belirtir. Atılan isiyy (asalar), Mısır'ın o dönemdeki en ileri devlet teknolojisidir.
Ve kâlû (وَقَالُوا)
Söylemek, konuşmak ve beyan etmek anlamlarına gelen k-v-l (ق و ل) kökünden türemiş üçüncü çoğul şahıs mazi fiildir.
Râgıb el-İsfahânî, "kavl" fiilinin "ilkâ" (atma) fiiliyle eşzamanlı olarak kullanılmasının kitle psikolojisindeki etkisini inceler. Sihirbazlar sadece sessizce hünerlerini sergilememişlerdir. Fiziksel bir eylemi (nesneleri atmayı), yüksek sesli ve iddialı bir "söz" (kavl) ile senkronize ederek seyirciler üzerindeki hipnotik ve teolojik etkiyi (korkuyu) zirveye taşımışlardır. Eylem ve söylem, Mısır devlet propagandasının birleştiği anı temsil eder.
Bi izzeti (بِعِزَّةِ)
Birliktelik, vasıta ve yemin bildiren "bi" (بِ) harf-i ceri ile; güçlü olmak, üstün gelmek, yenilmez olmak ve onur anlamlarına gelen a-z-z (ع ز ز) kökünden türemiş "izzet" isminin birleşimidir ("İzzetine, gücüne andolsun ki").
İbn Fâris, a-z-z (ع ز ز) kökünün özünde "şiddet, kuvvet, sarsılmazlık, ulaşılamazlık ve hiçbir gücün ona boyun eğdirememesi" anlamının bulunduğunu aktarır. Sert ve sağlam toprağa "azâz" denmesi bu köktendir.
Patricia Crone, bu kelimenin kullanımını antik Yakın Doğu'nun politik teolojisi üzerinden analiz eder. İzzet (mutlak güç ve yenilmezlik), ontolojik olarak yalnızca evrenin yaratıcısına aittir. Ancak sihirbazlar yeminlerini Mısır'ın pagan tanrıları adına değil, doğrudan devletin başındaki liderin (Firavun'un) "izzeti" (mutlak gücü) adına yapmaktadırlar. Bu yemin, egemenliğin ve kutsiyetin bütünüyle dünyevi bir tirana devredildiği "devlet putperestliğinin" (state idolatry) lügattaki en net ifadesidir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyo-politik bağlamını ve ahlaki çöküşü tahlil eder. Sihirbazların arenaya çıkarken Firavun'un izzetine sığınmaları, kendi içlerindeki ontolojik güvensizliğin ve sisteme duydukları körü körüne sadakatin (siyasi dalkavukluğun) göstergesidir. İzzet kelimesi burada bir hakikat arayışını değil; makam, para ve devlet güvencesi karşılığında güçlünün yanında saf tutmanın, tiranı kutsayarak ondan menfaat devşirmenin kelimelere dökülmüş halidir.
Fir'avne (فِرْعَوْنَ)
Mısır hükümdarlarına verilen özel isim (unvan) olup tamlayan (muzafun ileyh) konumundadır. Gayr-ı munsarif (yabancı kökenli) olduğu için esre yerine fetha almıştır.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında ismin etimolojisini Eski Mısır dilindeki "Per-aa" (Büyük Saray/Büyük Ev) kelimesine dayandırır. Kelimenin "bina" anlamından çıkıp o binada oturan "krala" dönüşmesi, İbranice (Par'oh) ve Süryanice (Fer'ûn) geçişleriyle tamamlanmıştır.
Michael Cook, sihirbazların yemininde bu ismin kullanılmasının kurumsal boyutuna dikkat çeker. "Firavun" salt biyolojik bir şahıs değil; devasa bir askeri, bürokratik ve ekonomik aygıtı temsil eden mutlak kurumun adıdır. Sihirbazlar, Musa'nın temsil ettiği ilahi yalnızlığın karşısına, bu devasa devlet aygıtının (Büyük Saray'ın) ezici adıyla çıkarak psikolojik bir terör yaratmayı hedeflerler.
İnnâ le nahnü (إِنَّا لَنَحْنُ)
Cümleye mutlak kesinlik katan "inne" (إِنَّ) edatı, "biz" anlamındaki zamir "nâ" (نَا), tekid bildiren "lâm-ı ibtidâ" (لَ) ve yine "biz" anlamındaki ayrık zamir "nahnü" (نَحْنُ) kelimelerinin art arda dizilmesinden oluşan devasa bir pekiştirme silsilesidir ("Hiç şüphesiz, yemin olsun ki, mutlaka ama mutlaka BİZ...").
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde bu gramatikal yığılmayı (tekid üstüne tekid) belagat sanatının zirvesi olarak inceler. Cümlede üç ayrı vurgu elemanı yan yana gelmiştir. Suyuti'ye göre bu aşırı pekiştirme, sadece muhatabı (Musa'yı ve halkı) ikna etmek için değil; sihirbazların bilinçaltında yatan o derin şüpheyi (acaba Musa haklı olabilir mi korkusunu) kendi zihinlerinde bastırmak ve egolarını sahte bir kesinlikle şişirmek için kullandıkları defansif (savunmacı) bir dil kurgusudur.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu ardışık zamirlerin yarattığı edebi ve psikolojik gerilimi okur. "İnnâ le nahnü" (İlle de biz, muhakkak biz!), hakikate kapalı, sadece kendi gücüne ve kibrine tapan narsistik bir aklın hezeyanıdır. İnsanoğlu, düşüşe (hezimete) en çok yaklaştığı anda dilini en fazla kibirle ve kesinlikle donatır. Bu kelimeler, saniyeler sonra asanın yutacağı o kof büyüklük taslamanın son çığlıklarıdır.
El-Ğâlibûn (الْغَالِبُونَ)
Üstün gelmek, yenmek, boyun eğdirmek ve zafer kazanmak anlamlarına gelen ğ-l-b (غ ل ب) kökünden türemiş ism-i fâil (özne) çoğuludur (Cemi müzekker salim).
İbn Fâris, ğ-l-b (غ ل ب) kökünün temel anlamının "bir şeye şiddetle, kuvvetle ve zor kullanarak üstünlük sağlamak, rakibi kahredip kendi iradesine boyun eğdirmek" olduğunu belirtir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, "galebe" (üstünlük) kavramını hakikat ekseninde felsefi olarak tahlil eder. Sihirbazların yemini, kimin doğru (haklı) olduğunu ispatlamak üzerine değil, tamamen kimin "galip" (güçlü/yenen) olacağı üzerinedir. Çünkü paganizmde ve tiranlıklarda ahlaki bir haklılık kriteri yoktur; tek kriter kaba gücün ve manipülasyonun (galebenin) iktidarıdır. Onlar Mısır halkına "Biz hakikati ortaya çıkaracağız" demezler; "Biz üstün geleceğiz/ezeceğiz" (el-ğâlibûn) derler. Hakikati aramayan, sadece iktidar arzulayan bu zihniyet, ilahi gücün (Musa'nın asasının) müdahalesiyle kendi savunduğu o "galebe" kavramı altında ezilerek ontolojik bir iflas yaşayacaktır.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla