Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şuarâ Sûresi, 39. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şuarâ Sûresi, 39. Ayet

    وَق۪يلَ لِلنَّاسِ هَلْ اَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vekîle linnâsi hel entum muctemi’ûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      38. “Böylece sihirbazlar belli bir günün ilân edilmiş vaktinde bir araya getirildi.”

      39. “Halka, ‘Siz de toplantıya gelmiyor musunuz?’ denildi.”

      40. “Sihirbazlar üstün gelirlerse -ki ümidimiz budur- herhalde onların yolundan gideriz.’”


      Böylece sihirbazlar belli bir günün ilân edilmiş vaktinde bir araya getirildi. Halka, ‘Siz de toplantıya gelmiyor musunuz?’ denildi. Sihirbazlar üstün gelirlerse -ki ümidimiz budur- herhalde onların yolundan gideriz. Melun Firavun: Sihirbazlar üstün gelirlerse -ki ümidimiz budur- herhalde onların yolundan gideriz. dedi de “eğer kanıt üstünlüğü onlarda olursa onlara uyarız” demedi. Bu şekilde kendisinin onların herhangi bir kanıtının olmadığını, kanıtın Mûsâ lehinde olduğunu bilip anladığı bilinsin istedi. O yüzden de hücceti olana değil galip olanlara uyacağını söyledi. İbn Mesûd’un kıraati (قَالَ النَّاسُ هَلْ أَنْتُمْ سَامِعُونَ لِلسَّحَرَةِ يَقُولُونَ إِنَّهُمْ لَهُمُ الْغَالِبُونَ لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ الْغَالِبِينَ) şeklindedir.

      Yani: “İnsanlara dedi ki: Sihirbazları dinliyor musunuz? Kendilerinin üstün geleceğini söylüyorlar. Belki biz onlardan üstün gelenlere uyarız!”

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 5075

        #4
        Ve kîle (وَقِيلَ)

        Bağlaç olan "ve" (وَ) harfi ile; söylemek, konuşmak ve beyan etmek anlamlarına gelen k-v-l (ق و ل) kökünden türemiş meçhul (edilgen) mazi fiilin (denildi) birleşiminden oluşur.

        İbn Fâris, k-v-l (ق و ل) kökünün temelinde "zihindeki bir düşüncenin, bir kararın sesler ve kelimeler aracılığıyla dış dünyaya aktarılması" anlamının yattığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavl" fiilinin meçhul (edilgen) formda kullanılmasının politik ve psikolojik işlevini tahlil eder. Bir önceki ayette Firavun, meclisine ve kolluk kuvvetlerine sihirbazları toplamalarını emretmişti. Bu ayette ise emrin doğrudan "Firavun dedi" şeklinde failiyle değil de "denildi" (kîle) şeklinde faili meçhul verilmesi, kararın şahsi bir buyruktan çıkarak anonimleştiğini, tüm şehre yayılan bir "devlet söylemine" veya sokak tellallarının anonim çağrısına dönüştüğünü gösterir.

        Dücane Cündioğlu, sözün edilgenleşmesinin (meçhul fiil) kitle psikolojisi üzerindeki etkisini inceler. Otorite, halkı yönlendirirken kendi adını açıkça kullanmak yerine "Söyleniyor ki, deniliyor ki" şeklindeki fısıltı ve dedikodu mekanizmalarını (propaganda ağlarını) devreye sokar. "Kîle" (denildi), bireysel iradeyi sıfırlayan ve halkı sürü psikolojisine sokan o görünmez, isimsiz ama mutlak baskıcı "mahalle/toplum baskısının" dildeki karşılığıdır.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, meçhul fiilin Mısır devletinin propaganda aygıtının işleyişini gösterdiğini belirtir. Fail (Firavun veya adamları) açıkça zikredilmez, çünkü emir ve çağrı tüm devlet mekanizması tarafından eşzamanlı olarak sokaklara (tellallar ve memurlar vasıtasıyla) isimsiz bir heyecan dalgası olarak yayılmaktadır. Anonimleşen çağrı, halkın itaat baskısını artırır.

        Lin nâsi (لِلنَّاسِ)

        İçin, -e/a anlamlarına gelen "li" (لِ) harf-i ceri ile; insanlar, halk, topluluk anlamlarına gelen "nâs" (النَّاسِ) kelimesinin birleşimidir. Nâs kelimesinin kökeni n-v-s (ن و س) veya ü-n-s (أ ن س) köklerine dayandırılır.

        İbn Fâris, bu kelimenin n-v-s (hareket etmek, salınmak ve yer değiştirmek) kökünden gelebileceği gibi, ü-n-s (birbirine alışmak, ünsiyet kurmak ve cana yakın olmak) kökünden de gelebileceğini aktarır. Her iki durumda da kelime, tekil bir bireyi değil, sosyal bir ağ içinde birbirine tutunan, hareket halindeki devasa avam kalabalığını (kitleyi) ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "nâs" kelimesinin sosyolojik katmanını tahlil eder. Firavun'un karar alıcı aristokrat meclisi (mele') bir araya gelmiş, uzman devlet memurları olan sihirbazlar (seharatü) toplanmıştır. Şimdi ise "nâs" (sıradan halk yığınları/avam) bu sahneye davet edilmektedir. Nâs, yönlendirilen, karar alma yetkisi olmayan ama şahitliğine (kalabalık gücüne) ihtiyaç duyulan yığındır.

        Patricia Crone, antik tiranlıklarda halkın (nâs) rolünü politik teoloji bağlamında okur. Firavun'un Mısır'ında halk, devletin siyasi gidişatına yön veren bir aktör değildir. Onların tek görevi, devletin sahnelediği ideolojik gösterilere (spektakül) seyirci olmak ve onay vermektir. Nâs, Musa'nın ezileceği ve devlet büyüsünün zafer ilan edeceği o büyük maçı alkışlamak üzere stadyuma çağrılan pasif ama sayısal olarak ezici kalabalıktır.

        Michael Cook, devlet propagandasının kitleleri mobilize etme sürecini inceler. Yöneticiler meclisinden çıkan karar, kolluk kuvvetleri aracılığıyla en alt tabakaya (nâs) kadar indirilmiş, otoritenin meşruiyetini halkın gözü önünde yeniden üretmek için Mısır toplumunun bütünü bu devlet tiyatrosuna seyirci olarak dahil edilmiştir.

        Hel (هَلْ)

        Arapçada soru bildiren (mı, mi, mısınız) istifham edatıdır.

        İbn Fâris, bu edatın muhataptan bir durumun gerçekleşip gerçekleşmediğine dair onay, ikrar veya bilgi talep etmek amacıyla kullanıldığını belirtir.

        Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân adlı eserinde soru edatlarının belagatteki mecazi kullanımlarını inceler. Burada "hel" edatı, gerçekten bir bilgi eksikliğini gidermek için sorulmuş saf bir soru değildir. Bu, içinde "teşvik" (tahdîd) ve üstü örtülü bir "emir" barındıran retorik bir sorudur. Devlet görevlilerinin "Toplanıyor musunuz?" sorusu, aslında "Derhal toplanın, ne bekliyorsunuz, herkes gidiyor siz de gidin!" şeklindeki otoriter ve aceleci bir yönlendirmenin soru kılıfına sokulmuş halidir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, devletin kitleleri yönlendirirken kullandığı dilin sosyolojisine dikkat çeker. Doğrudan "Meydana toplanın!" şeklinde kaba bir emir vermek yerine, "Siz de toplanıyor musunuz?" diye sorulması, kitlelerde "herkes gidiyor, eksik kalmamalıyım" şeklindeki o klasik sürü psikolojisini tetikleyen son derece ustaca bir propaganda ve algı yönetimi (manipülasyon) aracıdır.

        Entüm (أَنتُمْ)

        Arapçada "siz" anlamına gelen, muhatabı gösteren ikinci çoğul şahıs (müzekker) ayrık (munfasıl) zamiridir.

        Râgıb el-İsfahânî, zamirin cümlede açıkça kullanılmasının (hel müctemi'ûn yerine hel entüm müctemi'ûn) gramatikal ve psikolojik ağırlığına odaklanır. Zamirin açıktan zikredilmesi, hitabın doğrudan halkın şahsiyetine, kimliğine ve iradesine yöneltildiğini gösterir. Otorite, bu zamirle halkı pasiflikten çıkarıp onları eylemin aktif bir parçası olmaya kışkırtmaktadır.

        Müctemi'ûn (مُّجْتَمِعُونَ)

        Toplamak, bir araya getirmek, birleşmek anlamlarındaki c-m-a (ج م ع) kökünden, ifti'âl babında (içtimâ) türetilmiş ism-i fâil (özne) çoğuludur.

        İbn Fâris, c-m-a (ج م ع) kökünün temelinde "dağınık ve farklı yerlerde bulunan unsurları tek bir merkeze doğru birleştirmek ve bütünleştirmek" anlamının yattığını aktarır. Kelimenin ifti'âl babında gelmesi, bu toplanmanın sıradan bir birikme değil; bir gayret, çaba, iştirak ve organize bir eylemlilik (içtimâ) hali olduğunu gösterir.

        Râgıb el-İsfahânî, gramatikal zıtlıklar üzerinden muazzam bir tahlil yapar. Bir önceki ayette devletin memurları olan sihirbazlar için edilgen/meçhul olan "cumi'a" (toplanıldılar/zorla bir araya getirildiler) fiili kullanılırken; bu ayette sıradan halk için etken (aktif) bir isim olan "müctemi'ûn" (toplananlar/toplanmaya niyetli olanlar) ifadesinin kullanılması sarsıcıdır. Sihirbazlar emre itaat ederek zorla (pasif olarak) merkeze yığılmışlardır; oysa halk, devlet propagandasıyla kışkırtılmış, kendi rızalarıyla, hevesle ve büyük bir beklentiyle (aktif özneler olarak) bir araya gelmektedir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu gramatikal zıtlığın edebi ve sosyolojik gücünü inceler. İktidar, kendi seçkinlerini ve memurlarını emrederek (cumi'a) merkeze yığarken, halkın zihnini öyle başarılı bir şekilde manipüle etmiştir ki, halk adeta kendi özgür iradesiyle, bir bayram yerine koşarcasına "müctemi'ûn" (toplanmaya can atanlar) halinde meydanları doldurmaktadır. İktidarın en korkunç ve en başarılı manipülasyonu, dayatmayı kitlelere gönüllü bir şenlik gibi sunabilmesidir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, içtima (toplanma) mefhumunu bağlam üzerinden okur. Firavun'un amacı, Musa'nın mucizesini kapalı kapılar ardında değil, tüm Mısır halkının (nâs) bizzat kendi isteğiyle "içtima" ettiği (katıldığı) açık bir gösteri alanında çürütmektir. Böylece Musa'nın tebliği kitleler nezdinde ebediyen itibarsızlaşacaktır. Ancak bu devasa "müctemi'ûn" (toplanan kalabalıklar) tablosu, aslında ilahi iradenin, tevhid hakikatini tüm Mısır'a aynı anda ve en şeffaf şekilde ilan edeceği tarihi kürsünün bizzat Firavun eliyle kurulmasıdır.

        Yorum

        İşleniyor...
        X