Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şuarâ Sûresi, 14. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şuarâ Sûresi, 14. Ayet

    وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velehum ‘aleyye żenbun feeḣâfu en yaktulûn(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      13. “Göğsüm daralıyor, dilim dolaşıyor; onun için bu elçilik görevini Hârun’a yükle!”

      14. “‘Ayrıca ben onlar nezdinde suçluyum; bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum’ dedi.”


      Göğsüm daralıyor, dilim dolaşıyor, dedi çünkü onların kendisini yalancılıkla itham etmeleri halinde onlara Allah için öfke duyması gerekiyordu. Kişinin öfkesinin artması halinde göğsü daralır, dili dolaşır. Bu, şu âyette Rabb’ine dua edip de talepte bulunduğu husustur: “Mûsâ “Rabbim!” dedi, “Kalbime genişlik ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz…” Bu durumda göğüs daralması ve dilin dolaşması, yalancılıkla itham etmeleri yüzünden iyice artan öfkesi sebebiyledir, yoksa dilindeki bir kusur sebebiyle değildir. Belirttiğimiz gibi kişinin öfkesinin artması halinde göğsü daralır ve bu hal onun anlayışını etkiler, dili ağırlaşır, sözler birbirine dolaşır ve açık bir şekilde konuşamaz, muradını ifade edemez hale gelir. Dil dolaşmasının dilindeki bir kusur sebebiyle olması da mümkündür. Sonra göğüs daralması iki şekilde olur: Birincisi, Allah’ın emrinin büyüklüğü ve O nun kudretinin yüceliğinden ötürü risâletini kavminin yalanlaması halinde göğsü daralır ya da kendisini tekzip etmeleri halinde onların başlarına inmesinden korktuğu Allah’ın azabı ve gazabı sebebiyle göğsü daralır. En doğrusunu Allah bilir.

      Onun için bu elçilik görevini Hârun’a yükle. Ayrıca ben onlar nezdinde suçluyum; bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum, dedi. Bu âyetteki bu elçilik görevini Hârun’a yükle ifadesi onun şu âyette geçen talebi gibidir: “Yakınlarımdan birini bana yardımcı ver. Kardeşim Hârun’u. Onunla gücümü pekiştir. Onu da görevime ortak et”. Buna göre Onun için bu elçilik görevini Hârun’a yükle mealindeki beyan, benimle birlikte onu da görevlendir anlamında olur. Şu âyette olduğu gibi: “Kardeşim Harun benden daha açık ve düzgün konuşur. Onu da beni onaylayan bir yardımcı olarak yanımda gönder”. Hz. Mûsâ’nın üzerinde olduğunu söylediği suç (zenb) ise, “Mûsâ ötekine bir yumruk vurup ölümüne sebep oldu” meâlindeki âyette anlatılmakta olan olaydaki bir Kıptî’yi öldürmüş olmasıdır: Bu onun, onlara karşı işlemiş olduğu suçu olmaktadır. Sonra şöyle buyurdu: 15. ayet.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Zenbun (ذَنْبٌ)

        İbn Fâris, z-n-b (ذ ن ب) kökünün temel anlamının "bir şeyin sonu, kuyruğu ve arkadan gelen kısmı" olduğunu belirtir. Hayvanın kuyruğuna bu kökten hareketle "zeneb" denildiği gibi, insanın işlediği bir suç veya günaha da "zenb" denmesinin sebebi, işlenen fiilin kötü sonucunun (hukuki cezasının veya vebalinin) faili tıpkı bir kuyruk gibi arkasından sürekli takip etmesidir.

        Râgıb el-İsfahânî, "zenb" kavramını sırf dini ve teolojik bağlamdaki günah (hatîe veya ism) kavramlarından ayırır. Ona göre bu ayette Hz. Musa'nın "benim onlara karşı bir zenbim var" demesi, Allah'a karşı işlenmiş uhrevi bir günahı değil, Mısır yasalarına ve o günkü toplumsal sözleşmeye göre işlenmiş somut ve dünyevi bir suçu (bir Mısırlıyı kazaen öldürmesini) ifade eder. Eylemin peşinden gelen kaçınılmaz hukuki sorumluluk ve infaz ihtimali doğrudan bu kelimeyle teşhis edilir.

        Toshihiko Izutsu, kavramın Cahiliye dönemindeki kabileci kan davası (blood-guilt) kültürüyle olan bağını inceler. Hz. Musa'nın bahsettiği "zenb", Firavun rejiminin gözünde devlete ve egemen üst sınıfa karşı işlenmiş, bedeli ancak kanla (kısasla) ödenebilecek siyasi ve sosyal bir cürümdür. Musa'nın zihnindeki ağırlık, günahın ontolojik yükünden ziyade, bu kabileci/siyasi öç alma geleneğinin yaratacağı engellerdir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamını Mısır'ın adalet sistemi üzerinden okur. Musa, ilahi bir elçi sıfatıyla hitap edeceği toplumun gözünde statü olarak bir "katil" veya sistemden kaçan bir "suçlu" (müznib) konumundadır. Bu durum, tebliğin sosyolojik inandırıcılığını ve otoritesini zedeleyecek en büyük engellerden biri olarak peygamberin zihnini meşgul etmektedir.

        Ehâfü (أَخَافُ)

        İbn Fâris, h-v-f (خ و ف) kökünün temel anlamının "emniyetin ve sükunetin ortadan kalkarak kalbin sarsıntıya uğraması, yaklaşan bir tehlikeden dolayı irkilme ve dehşete düşme" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "havf" kavramını bu ayetin özel bağlamında ele alır. Burada Musa'nın korkusu, soyut, psikolojik veya belirsiz bir endişe değil; işlediği somut suça (zenb) karşılık olarak Mısır devlet mekanizmasının vereceği çok net bir cezaya (ölüme) dair son derece rasyonel ve gerçekçi bir beklentidir. Havf, sebebi bilinen ve beklenen maddi bir tehlike karşısında duyulan fiziksel güvenlik endişesidir.

        Toshihiko Izutsu, peygamberlerin beşeri doğasını (human nature) havf kavramı üzerinden analiz eder. Musa'nın yaklaşan ölüm tehlikesi karşısında hissettiği bu korku, onun ilahi görevden kaçışı veya Allah'a güvensizliği değil; etten ve kemikten bir insan olarak hayatta kalma güdüsünün ve bedensel güvenlik endişesinin en saf dışa vurumudur. İlahi mesaj, bu insani zafiyeti gizlemez, onu metnin dramatik ve teolojik örgüsüne doğrudan dahil eder.

        Yaktulûni (يَقْتُلُونِ)

        İbn Fâris, k-t-l (ق ت ل) kökünün "bir canlının hayatını şiddet yoluyla sona erdirmek, ruhu bedenden ayırmak ve bedeni geçersiz (cansız) kılmak" anlamlarına geldiğini aktarır.

        Râgıb el-İsfahânî, öldürme eyleminin fiziksel ve mecazi boyutlarını incelerken, bu ayetteki fiilin doğrudan, kasıtlı ve kan dökücü bir infazı (idamı) ifade ettiğini belirtir. Fiilin sonundaki "nî" (beni) zamirinin "yâ" harfinin düşmüş olması, eylemin ciddiyetine, hızına ve doğrudan Musa'nın şahsını hedef alan kesinleşmiş bir niyet olduğuna işaret eder.

        Patricia Crone, antik Yakın Doğu hukuk sistemleri (lex talionis) çerçevesinde "öldürme" fiilini politik bir ceza mekanizması olarak analiz eder. Firavun'un kavminin Musa'yı öldürme potansiyeli, sıradan bir cinayet teşebbüsü değil; devletin egemenliğini sarsan bir isyankârın veya devletin tebaasından birini öldüren bir failin sistemin bekası için meşru devlet şiddetiyle ortadan kaldırılması (infaz edilmesi) talebidir. Musa, yasadışı bir cinayetten değil, bizzat yasanın kendisinden (devlet teröründen) korkmaktadır.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), edebi ve psikolojik bir okumayla, bu fiilin cümlenin en sonunda yer almasının yarattığı dehşet hissine odaklanır. Ayet, "zenb" (suç) kelimesinin getirdiği ağırlıkla başlayıp, insanın en büyük varoluşsal trajedisi olan "yaktulûn" (öldürülme) fiiliyle biterek, Musa'nın zihnini esir alan o karanlık ve korkutucu sonu okuyucunun zihninde adeta canlandırır. Cümlenin bitişi, peygamberin hissettiği ağır psikolojik travmanın en yalın halidir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X