فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللّٰهِ نَاقَةَ اللّٰهِ وَسُقْيٰيهَا۠
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şems Sûresi, 13. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: şems suresi, uyarı, allah'ın devesi, şems suresi 13. ayet, şems 13, allah'ın elçisi, su içme hakkı, allah, resul
-
“Allah’ın elçisi onlara, ‘Allah’ın (mûcize olarak) verdiği deveye ve onun su hakkına dokunmayın’ demişti.”
Bunun iki mânaya gelmesi muhtemeldir: Birincisi Allah'ın devesinden sakının ve ona dokunmayın. Bu, şu ilâhi beyan gibidir: “Semûd’a da kardeşleri Salih’i (gönderdik). Onlara, “Ey kavmim” dedi, “Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir. O da, size bir işaret olarak Allah’ın şu devesidir. Onu bırakın, Allah’ın toprağında otlasın. Ona kötülük etmeyin; sonra sizi elem verici bir azap yakalar””¹⁶. İkincisi: Onlara şöyle buyurdu: Allah'ın devesini bırakın Allah'ın yeryüzünde otlasın. Deve ile suyu arasına girmeyin, dilediği gibi içsin.
Devenin Allah'a nispet edilmesi iki şekilde izah edilebilir: Birincisi: Allah Teâlâ onun hiç kimse tarafından sahiplenilmesine izin vermedi ki mülkiyeti ona nispet edilsin. O itibarla deve hiçbir kimsenin mülkü olmaksızın varlığını sürdürdü. Hiç kimsenin mülkü dâhilinde olmayan mescitler nasıl Allah’a nispet ediliyorsa o da Allah'a nispet edildi. İkincisi: Yüceltme amacıyla Allah’a nispet edildi. Bu konuda esas şudur: Başka parçalara nispetle üstün olduğunu göstermek üzere nesnelerin bazı parçaları Allah’a nispet edilir. Nesnelerin bütünüyle Allah’a izafe edilmesi ise bizzat Allah Teâlâ’yı yüceltmek anlamına gelir. Buna göre “Rabbü’l-mesâcid” denildiği zaman mescitlerin diğer mekânlara nispetle daha üstün kılındığı bildirilmiş olur. “Rabbü’l-arş” denildiği zaman arşın tâzimi kastedilir. Aynı şekilde “Rabbü’n-nâka” denilmesi halinde o devenin durumuyla ilgili bir yücelik belirtilmiş olur. Buna mukabil “Rabbü’l-âlemîn” ve “Rabbu külli şey” denildiği zaman ise Rabb’in (celle celâluh) tâzimi kastedilir.
Yorumu Yorumla
-
Kâle (قَالَ)
İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga eserinde "k-v-l" kökünün temel anlamının ağızdan çıkan söz, bir meramı dille ifade etmek ve konuşmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında kelimenin genel olarak bilinen seslerle kurulan sözcükler için kullanıldığını, ancak eylem, niyet ve inanç bildiren mecazi anlamları da barındırdığını söyler; ayetteki kullanımıyla elçinin kavmine yönelttiği kesin, net ve uyarıcı ilahi beyanı, tereddütsüz bir aktarımı ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, klasik sözlüklerde bu kökün temel bir iletişim ve haber verme eylemine işaret ettiğini, fiil formunun burada peygamberin uyarı görevini açıkça ve doğrudan yerine getirmesini anlattığını kaydeder.
Rasûl (رَسُول)
İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga eserinde "r-s-l" kökünün temel anlamının sükunet, yumuşaklık ve bir şeyi peş peşe, düzenli bir şekilde göndermek olduğunu belirtir; "rasûl" kelimesinin bir mesajı iletmek üzere görevlendirilip yollanan elçi manasına bu kökten türediğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât eserinde kelimenin etimolojik olarak sadece yola çıkan birini değil, üzerinde mutlak surette yerine getirilmesi gereken bir mesaj veya görev taşıyan, haberi ulaştırmakla yükümlü kılınan elçiyi ifade ettiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini incelerken bunun Arapçaya has yerel bir kelime olduğunu, ancak Kur'an lügatindeki teolojik ve kurumsal ağırlığının, Sami dillerindeki (özellikle Süryanice "şelîhâ") peygamberlik ve elçilik konseptleriyle paralel bir anlamsal gelişime ve bölgesel bir dil mantığına sahip olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın semantik dünyasındaki yerini tahlil ederken, "rasûl" kavramının etimolojik bağlamda kendi başına bağımsız bir otorite olmadığını, tamamen kendisini "gönderen" yüce makamın iradesini ve mesajını temsil eden, bu yönüyle saygınlığı ve dokunulmazlığı olan bir aracı aktörü simgelediğine dikkat çeker. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin yapısal formunun (fa'ûl kalıbı) yoğunluk ve süreklilik bildirdiğini, bunun da elçinin varoluşsal olarak tamamen taşıdığı mesaja adanmışlığını, vazifesindeki ciddiyeti ve sebatı gösteren etimolojik bir vurgu taşıdığını belirtir.
Nâka (نَاقَة)
İbn Fâris, eserinde "n-v-k" kökünün temelde seçkinlik, bir şeyin özenle ayrılması ve dişi deve manalarına geldiğini belirtir; kelimenin etimolojik olarak sıradan bir binek hayvanından ziyade, güzelliği, asaleti veya hususiyeti sebebiyle diğerlerinden ayrılan, değer verilen dişi deveye işaret ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı eserinde kelimenin sözlükte dişi deve anlamına geldiğini, ancak ayette "Allah" ismine izafe edilerek (nâkatallah) alelade bir hayvan olmaktan çıkarıldığını; ilahi bir kudret nişanesi, dokunulmazlığı olan kutsal bir mucize ve kavim için fıtri bir imtihan objesi statüsü kazandığını açıklar. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi metinlerinin edebi kurgusu bağlamında kelimeyi incelerken, bu devenin sadece tarihsel bir figür olmadığını, etimolojik ve semantik olarak Allah'ın yeryüzündeki otoritesini ve konulan sınırları (haram/helal) test eden somut, yaşayan bir "ayet" olarak konumlandırıldığını vurgular. Gabriel Said Reynolds, "nâka" kavramının anlatıdaki yerini tahlil ederken, bu kelimenin Semûd kavminin ilahi emirlere karşı olan itaatinin ölçüldüğü, dokunulmazlık atfedilmiş ilahi bir sembol olarak kullanıldığını ifade eder.
Sukyâ (سُقْيَا)
İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga adlı eserinde "s-k-y" kökünün temel anlamının birine içecek bir şey vermek, su içirmek, sulamak ve suya kandırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât eserinde kelimenin sözlükte su verme eylemini veya içilecek su payını (hissesini) ifade ettiğini söyler; buradaki kullanımında "sukyâ" kelimesinin, devenin su içme hakkını, ona tahsis edilen zamanı ve su nöbetini belirten somut, hukuki bir paylaşıma işaret ettiğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi tahlilini yaparken masdar isminden türeyen bu formun, basit ve sıradan bir su içme eyleminden ziyade, üzerinde ilahi bir sözleşme bulunan "yaşamsal ve dokunulmaz su hakkı" manasını taşıdığını, bu hakkın ihlal edilmesinin doğrudan ilahi hudutlara bir tecavüz anlamına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, klasik Arap lügatlerinde kelimenin köken itibarıyla su nöbeti ve tayin edilmiş içme payı anlamına geldiğini belirterek, etimolojik bağlamda bu kavramın çöl ekosisteminde hayatın merkezinde yer alan suyun, kavmin itaatini sınayan kilit bir imtihan aracı olarak paylaştırılmasını sembolize ettiğini kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla