Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âl-i İmrân Sûresi, 125. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âl-i İmrân Sûresi, 125. Ayet

    بَلٰٓىۙ اِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا وَيَأْتُوكُمْ مِنْ فَوْرِهِمْ هٰذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُمْ بِخَمْسَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُسَوِّم۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Belâ(c) in tasbirû vetettekû veye/tûkum min fevrihim hâżâ yumdidkum rabbukum biḣamseti âlâfin mine-lmelâ-iketi musevvimîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      124. O zaman inananlara şöyle diyordun: Rabbinizin, indirilen üç bin melekle size yardım etmesi sizin için yeterli değil mi?

      125. Evet, eğer siz sabır gösterip itaatsizlikten sakınırsanız, onlar şu anda süratle üzerinize gelseler bile rabbiniz size nişanlı beş bin melekle yardım edecektir.

      126. Allah bunu, sırf size bir müjde olsun ve bununla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştır. Zafer, yalnız güçlü ve hikmet sahibi Allah katından gelir.



      O zaman insanlara yeterli değil mi? Bu husus, Enfal suresinde ise "Meleklerden peşpeşe gelen binlik kuvvetlerle ben size yardım edeceğim" diye beyan edilmiştir. Bu konuda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Denilmiştir ki meleklerin sayısı on bindi. Bir seferinde üç bin, birinde beş bin ve birinde peşpeşe biner melek olmak üzere iki bin melek ve toplamda da on bin melekti. Şöyle de denilmiştir: Onların sayısı, üç bin, beş bin ve bin olmak üzere toplam dokuz bindi. Toplam sayılarının beş bin olduğu, üç binlik ve iki binlik gruplar halinde müslümanlara yardıma geldikleri de söylenmiştir.

      Bu yardımın ne zaman gerçekleştiği konusunda da farklı görüşler vardır; bazıları Uhud'ta, bazıları da Bedir'de gerçekleştiğini söylemiştir.

      Şöyle de denilmiştir: "Rabbiniz size, 'Meleklerden peşpeşe gelen binlik kuvvetlerle ben size yardım edeceğim' diye cevap verdi" mealindeki ayet Bedir gününe, bu suredeki ayet ise Uhud gününe aittir. Aslında biz olayın nasıl olduğunu bilmiyoruz, bilmeye de ihtiyacımız yoktur. Ama şunu bilmekteyiz: Allah bunu, sırf size bir müjde olsun ve bununla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştır mealindeki ayetle müminlere yardım ve destek müjdesi verilmiş ve böylece onların kalpleri rahatlatılmıştır.

      Meleklerin Savaşa Katılması

      Meleklerin savaşmaları konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları melekler kafirlerle savaşmıştır derken, bazıları da savaşmamışlar, sadece ayette belirtildiği gibi müminlerin kalplerini teskin etmişlerdir, demiştir. Meleklerin savaşmaları ihtimali yoktur; çünkü ayette "Allah onların gözünde sizi az gösteriyordu" diye belirtilmiştir. Şayet melekler de savaşa katılmış olsalardı az göstermesinin anlamı kalmazdı. Zira bir melek, kafirlerin hepsine yeterlidir. Cibril'in, Hz. Lut'un köylerini göğe doğru nasıl kaldırıp ters çevirdiğine bakmaz mısın? İşte bu, yaptığımız yoruma işaret etmektedir. En doğrusunu bilen Allah'tır. Bazıları meleklerin Bedir'de savaşa katıldıklarını, fakat Uhud'ta katılmadıklarını söylemişlerdir. Bunun nasıl olduğunu bilmiyoruz.

      Sözlükte nişanlı anlamına gelen "musevvimin" kelimesi ile indirilen anlamına gelen "munzelin" kelimesinin aynı şeyi ifade ettiği, dolayısıyla ikisinin de göndermek anlamına geldiği söylenmiştir. İlk kelimenin işaretlenmiş anlamına geldiği de söylenmiştir. En doğrusunu bilen Allah'tır ya, ancak bu, meleklerin bir alamete ihtiyaçları olduğu için değil, müminlerin bir alamete ihtiyaçları olduğunu bildirmek için olmalıdır. Hz. Peygamber'den rivayet edilip Bedir ashabına söylediği; "Kendinize nişan takın, zira melekler de nişan taktılar" sözü de buna işaret etmektedir.

      Zafer, yalnız güçlü ve hikmet sahibi Allah katından gelir. Şunun bilinmesi gerekir ki: Zaferin oluşumunda Allah'tan gelen bir lütuf vardır, öyle ki buna yaratıklardan hiç bir şeyle ulaşılmaz. Burada Allah, galip gelen herkesin bunu ancak aziz ve celil olan Allah'ın yardımıyla sağladığı bilinsin diye meleklerin müminlere yaptıkları yardımdan söz etmemektedir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Belâ (بَلَىٰ)

        İbn Fâris: Arapçada olumsuz bir soruyu, şüpheyi veya inkarı şiddetle reddedip, hakikati onaylayan "evet, bilakis öyle, elbette" manalarına gelen kesinlik ve tasdik edatıdır.

        İn (إِن)

        İbn Fâris: Eylemin ve sonucun gerçekleşmesini belirli bir koşula bağlayan (eğer, şayet) şart edatıdır.

        Tasbirû (تَصْبِرُوا)

        İbn Fâris: Sad-be-ra (s-b-r) kökünden geldiğini, asıl ve fiziksel anlamının "hapsetmek, kaçmasına engel olmak için bir şeyi sıkıca bağlamak" olduğunu belirtir. İnsanın kendi nefsini, iradesini ve duygularını paniğe karşı "hapsetmesine, bağlamasına ve direncine" etimolojik olarak sabır denildiğini açıklar.

        Toshihiko Izutsu: Sabrın bu askeri bağlamdaki ahlaki evrimini inceler. Sabrın, sadece acıya pasif bir şekilde katlanmak olmadığını; ordunun çözülme (feşel) tehlikesi karşısında ilahi iradeye tutunarak bedeni, aklı ve safları dağılmaktan "frenlemek, stratejik ve sarsılmaz bir aktif direniş hattı kurmak" olduğunu detaylandırır.

        Ve Tettekû (وَتَتَّقُوا)

        İbn Fâris: Vav-kaf-ye (v-k-y) kökünden geldiğini, asıl manasının "canlıyı dışarıdan gelecek tehlikeli bir şeye karşı korumak, araya bir engel/kalkan (vikaye) koymak ve şiddetle sakınmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Takva eylemini savaş meydanındaki bir savunma mekanizması olarak tahlil eder. Bu ayette takvanın, sadece soyut bir "günah korkusu" olmadığını; düşmanın baskınına karşı teyakkuzda olmayı (uyanıklığı), askeri disiplini bozmamayı ve ilahi kuralları o topluma varoluşsal bir "kalkan" (vikaye) yapmayı ifade ettiğini analiz eder.

        Ve Ye'tûkum (وَيَأْتُوكُم)

        İbn Fâris: Hemze-te-ye (e-t-y) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir yere yönelip gelmek, varmak ve ulaşmak" olduğunu belirtir. Düşmanın (veya bir tehlikenin) muhatapların üzerine doğru ani bir yönelişle gelmesini ifade eden fiildir.

        Min Fevrihim (مِّن فَوْرِهِمْ)

        İbn Fâris: Fe-vav-ra (f-v-r) kökünden geldiğini, asıl ve fiziksel anlamının "suyun veya ateşin kaynaması, fokurdaması, şiddetle kabarıp taşması" olduğunu belirtir. Buradan hareketle "hiç beklemeden, anında, şiddetle ve süratle" yapılan eylemlere etimolojik olarak fevr denildiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: Fevr kavramını psikolojik ve askeri bir baskın metaforu olarak inceler. Düşmanın gelişinin sıradan bir yürüyüş olmadığını; içlerindeki kinin, nefretin ve öldürme hırsının adeta bir "tencerenin kaynaması gibi" (feveran) fokurdadığını ve bu kör edici öfke patlamasıyla aniden, hiç mola vermeden (min fevrihim) saldırdıklarını detaylandırır.

        Hâzâ (هَٰذَا)

        İbn Fâris: Yakınlık bildiren işaret zamiridir (bu/şu). "Fevrihim hâzâ" tamlaması içinde yer aldığında "tam şu anda, derhal, hemen o kaynama anında" manası katarak baskının aniliğini ve zamanın sıkışıklığını pekiştirir.

        Yumdidkum (يُمْدِدْكُمْ)

        İbn Fâris: Mim-dal-dal (m-d-d) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeyi uzatmak, esnetmek, kesintisiz bir şekilde ardı ardına eklemek ve destek kuvvet göndermek" olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu: İmdad eylemini ilahi merhametin dinamizmi üzerinden okur. Yardımın tek seferlik bitmiş bir eylem olmadığını; düşmanın "kaynayan" (fevr) saldırısına karşılık, ilahi desteğin de kesintisiz, arkası arkasına uzatılan (meded) devasa bir dalga gibi müminlerin imdadına yetiştiğini semantik sınırlarıyla analiz eder.

        Rabbukum (رَبُّكُم)

        İbn Fâris: Ra-be-be (r-b-b) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeyi ilk halinden alıp, terbiye ederek, besleyerek, büyüterek ve gözeterek nihai kemaline (olgunluğuna) ulaştırmak ve ona malik olmak" olduğunu belirtir. "Rabbiniz" manasındadır.

        Bihamseti (بِخَمْسَةِ)

        İbn Fâris: Hı-mim-sin (h-m-s) kökünden gelen "beş" sayısıdır.

        Âlâfin (آلَافٍ)

        İbn Fâris: Hemze-lam-fe (e-l-f) kökünden geldiğini, asıl manasının "birbirine alışmak, kaynaşmak, ünsiyet kurmak ve bir araya gelmek" olduğunu belirtir. Çok büyük kalabalıkları ifade ettiği için "bin" sayısına etimolojik olarak "elf" dendiğini, kelimenin "binler" manasındaki çoğul formu olduğunu açıklar.

        Minel Melâiketi (مِّنَ الْمَلَائِكَةِ)

        Arthur Jeffery: Melek kelimesinin etimolojik arkeolojisini sunar. Klasik Arapça kökenli gibi görünse de (m-l-k / l-e-k), aslen İbranice "Mal'akh" veya Aramice "Mal'akha" (Tanrı'nın sözcüsü/elçisi) kelimelerinden Arap lügatine geçtiğini ve Kuran'ın bu kelimeyle Sami monoteizminin ortak melek tasavvuruna (ilahi habercilere ve savaşçı göksel varlıklara) atıf yaptığını kanıtlarıyla analiz eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Meleklerin sayısının (üç binden beş bine çıkmasının) taşıdığı teolojik ve psikolojik gücü inceler. Kuran'ın burada asıl vurgusunun fiziki bir "kelle sayımı" olmadığını; düşmanın o kaynayan öfkesine (fevr) ve ordudaki paniğe (feşel) karşı, sabreden ve sakınan (takva) müminlerin ruhuna ilahi otorite tarafından indirilen o devasa "ontolojik özgüvenin, sarsılmazlığın ve psikolojik üstünlüğün" bu sayılarla (beş bin melek) sembolize edildiğini tahlil eder.

        Musevvimîn (مُسَوِّمِينَ)

        İbn Fâris: Sin-vav-mim (s-v-m) kökünden geldiğini, asıl manasının "hayvanı meraya/otlağa salmak ve bir şeyi belirginleştirmek için üzerine nişan/damga koymak" olduğunu belirtir. İnsanın veya nesnenin yüzündeki belirgin işarete (simaya) bu kökten isim verilir. Tef'il babında ism-i fail çoğuludur.

        Râgıb el-İsfahânî: Musevvimîn (nişanlılar/işaretliler) kelimesinin savaş semantiğindeki ihtişamını tahlil eder. İndirilen o göksel varlıkların (meleklerin) sıradan, belirsiz bir kalabalık olmadığını; özel olarak seçilmiş, kendilerini düşmandan ayıracak ve müminlere güven verecek "parlak savaş nişanlarıyla donatılmış, atlarını veya bedenlerini eylemsel bir şanla işaretlemiş" (musevvimîn) elit bir ilahi ordu olduklarını detaylandırır. Nişan, yardıma gelen o gücün tartışılmaz aidiyetini (Allah'a ait olduklarını) gösterir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X