اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Âl-i İmrân Sûresi, 116. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: ali imran 116, cehennem, faydasız mal, ali imran suresi 116. ayet, ebedi azap, ali imran suresi, kafirler, allah, küfür, kafir, örtmek, gizlemek, nankörlük, inkar, münkir, gavur
-
İnkar edenlerin malları da çocukları da Allah'a karşı kendilerine hiçbir fayda sağlamayacaktır. İşte onlar cehennemliklerdir; onlar orada ebedi kalacaklardır.
İnkar edenlerin malları da çocukları da Allah'a karşı kendilerine hiçbir fayda sağlamayacaktır. En doğrusunu bilen Allah'tır ya, bize göre bu ilahi beyandan maksat şudur: Dünyada birbirleriyle yardımlaşmalarının benzeri ahirette kendilerine hiçbir fayda getirmeyecek, bilakis Cenab-ı Hakk'ın şu ayette buyurduğu gibi olacaktır: "O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacaktır". Şu da var ki o gün mal fayda vermeyecek ise de, verse bile insanın o gün malı da olmayacaktır. Onlarsa mal ve evlat çokluğunun kendilerini Allah'ın azabından kurtaracağını zannediyorlardı; şu ilahi beyanda yer aldığı gibi: "Biz servet ve nüfus açısından üstünüz, dolayısıyla bize azap edilecek değildir". Aziz ve celil olan Allah, fazla mal ve evladın, onların ilahi azabından hiçbir şey kaldıramayacağını haber vermektedir.
Yorumu Yorumla
-
İnne (إِنَّ)
İbn Fâris: Cümleye kesinlik, tekit ve şüphesizlik katan; ismini nasb edip haberini ref eden pekiştirme edatıdır. "Şüphesiz ki, muhakkak" manasıyla hükmün ağırlığını vurgular.
Ellezîne (الَّذِينَ)
İbn Fâris: Çoğul ism-i mevsul (ilgi zamiri) olduğunu belirtir. Belirli bir zümreyi (hakikati inkar eden o kitleyi) ve onların ortak eylemini işaret eder.
Keferû (كَفَرُوا)
İbn Fâris: Kef-fe-ra (k-f-r) kökünden geldiğini, asıl ve temel manasının "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek, karanlıkta bırakmak ve nimetin/hakikatin üstünü kapatmak" olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu: Küfür eylemini felsefi bir varoluş krizi olarak tahlil eder. Kuran'da küfrün salt bir "bilgisizlik/cahillik" durumu olmadığını; hakikati gördüğü, anladığı ve fıtraten bildiği halde kasten, inatla, kibirle ve nankörce o gerçeğin (ayetlerin) üzerini "örtbas etme" eylemi olduğunu semantik sınırlarıyla inceler. Küfür, ışığa karşı bilerek gözlerini yummaktır.
Len Tuğniye (لَن تُغْنِيَ)
İbn Fâris: Mutlak olumsuzluk edatı (len) ve ğayn-nun-ye (ğ-n-y) kökünden gelen fiilin birleşimidir. Kökün asıl manasının "ihtiyaç duymamak, kendi kendine yetmek, zengin olmak ve başkasından müstağni olmak" olduğunu belirtir. İf'al babında (ığnâ) kullanıldığında "birini başkasına muhtaç olmaktan kurtarmak, ona fayda vermek ve onu savunmak" anlamına geldiğini açıklar. Başındaki "len" edatı bu ihtimali ebediyen ve kökünden yok eder.
Râgıb el-İsfahânî: Ğınâ (zenginlik/fayda sağlama) eylemini eskatolojik bir yetersizlik olarak analiz eder. "Len tuğniye" (asla fayda vermeyecek / zerre kadar koruyamayacak) ifadesinin; dünyada insanı her türlü hukuki ve fiziki sorundan kurtaran o devasa beşeri güçlerin, ilahi hesap anında ontolojik olarak tamamen sıfırlanmasını, zerre kadar hükmü geçmeyen "boş bir iddiaya" dönüşmesini detaylandırır.
Anhum (عَنْهُمْ)
İbn Fâris: "Onlardan yana / Onların namına / Onlardan uzaklaştırarak" manasına gelen mücavezât (savunma/uzaklaştırma) harf-i ceri (an) ve çoğul zamirin (hum) birleşimidir.
Emvâluhum (أَمْوَالُهُمْ)
İbn Fâris: Mim-vav-lam (m-v-l) kökünden geldiğini, asıl manasının "eğilmek, bir şeye doğru sapmak ve şiddetle meyletmek" olduğunu belirtir. İnsanın doğası gereği kalben en çok "meylettiği, arzuladığı ve üzerine titrediği" için her türlü servete, mülke ve paraya etimolojik olarak "mâl/emvâl" dendiğini açıklar.
Toshihiko Izutsu: Mal kavramını Cahiliye dönemi Arap ahlakı ve Kuran dikotomisi bağlamında inceler. İslam öncesi dönemde insanın kendi "kalıcılığını, yenilmezliğini ve onurunu" malına (servetine) bağlayan o kaba materyalist algının; Kuran tarafından ahiret sahnesinde tamamen parçalandığını, insanın en çok meylettiği o devasa mülkün ilahi otorite karşısında onu koruyamayacak bir yanılsama (illüzyon) olduğunu semantik olarak tahlil eder.
Ve Lâ (وَلَا)
İbn Fâris: Atıf harfi (ve) ve olumsuzluk edatı (lâ) birleşimidir. İnkarcının güvendiği ikinci "kurtuluş kapısını" da mutlak surette kapatır.
Evlâduhum (أَوْلَادُهُم)
İbn Fâris: Vav-lam-dal (v-l-d) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir canlının doğması, üremesi, nesil vermesi" olduğunu belirtir. Evlat (çocuklar/oğullar) kelimesi ve aidiyet zamirinden oluşur.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Servet (emval) ve Oğullar/Evlatlar (evlad) ikilisini dönemin sosyo-politik bağlamı üzerinden okur. Kabileci Arap toplumunda (ve Ehl-i Kitap aristokrasisinde) bir insanın güç, statü ve yenilmezliğinin iki temel ayağının "ekonomik iktidarı (malı) ve demografik/askeri gücü (erkek çocukları)" olduğunu belirtir. Kuran'ın bu ayette doğrudan dönemin bu iki büyük sosyolojik putunu (dayanağını) hedef alarak; ilahi adalet yargılaması anında ne kabile ittifaklarının, ne soy-sop övüncünün, ne de servetin zerre kadar "koruyucu" (tuğniye) olamayacağını ilan edip muazzam bir varoluşsal eşitlik (tevhid) felsefesi kurduğunu analiz eder.
Minallâhi (مِّنَ اللَّهِ)
El-Cevâlîkî: Allah isminin Arap dili kökenindeki filolojik tartışmaları hatırlatır. Bu ismin hiçbir kökten türemeyen (camid) ve sadece mutlak yaratıcıya ait özel bir lafız olduğunu savunanlar ile "El-İlah"tan türediğini iddia edenler arasındaki ayrılıkları özetler. Harf-i cer (min) ile birlikte "Allah'tan gelecek olan cezaya/hükme karşı" manasını taşır.
Şey'en (شَيْئًا)
İbn Fâris: Şın-ye-hemze (ş-y-e) kökünden geldiğini, asıl manasının "dilemek, irade etmek ve varlığı kastedilen, mevcudiyeti olan her türlü nesne" olduğunu belirtir. Burada nekra (belirsiz) formda kullanılarak "hiçbir şekilde, en ufak bir zerre kadar bile" manasında mutlak bir hiçlik ve işe yaramazlık ifade eder.
Ve Ulâike (وَأُولَٰئِكَ)
İbn Fâris: Atıf harfi (ve) ile uzaklık bildiren işaret zamirinin (İşte onlar) birleşimidir. Dünyada malları ve çocuklarıyla kendilerini merkeze koyan o kibirli inkarcıların, ilahi merhametten, değerden ve kurtuluştan ontolojik olarak ne kadar "uzağa" fırlatıldıklarını göstermek için bilerek bu uzaklık zamiri seçilmiştir.
Ashâbu (أَصْحَابُ)
İbn Fâris: Sad-ha-be (s-h-b) kökünden geldiğini, asıl ve fiziksel manasının "iki şeyin birbirinden ayrılmaması, yan yana bulunması, sürekli eşlik etmesi ve mutlak beraberlik" olduğunu belirtir. "Sâhib" kelimesinin çoğuludur.
Râgıb el-İsfahânî: Ashab/Suhbet kavramını varoluşsal bir yoldaşlık olarak tahlil eder. "Ateşin ashabı" (ashâbu'n-nâr) olmanın; ateşe sadece tesadüfen düşmek, dışarıdan itilmek veya geçici bir süre girmek olmadığını; bizzat o cehennem ateşiyle aralarında "ayrılmaz bir mülkiyet, ebedi bir dostluk ve organik bir bütünleşme" (yoldaşlık) kurulduğunu detaylandırır. Onlar ateşe, ateş de onlara ait olmuş, birbirlerini sahiplenmişlerdir.
en-Nâri (النَّارِ)
İbn Fâris: Nun-vav-ra (n-v-r) kökünden geldiğini, asıl manasının "karanlığı yırtan parıltı, aydınlık, ışık ve yakıcı ateş" olduğunu belirtir.
Hum (هُمْ)
İbn Fâris: Arapçada cümleyi pekiştiren, yargıyı kesinleştiren ve "onlar, bizzat onlar" manası katan fasıla/tekid (ayırıcı) zamiridir. Ebedi azabı tamamen onların kimliğine kilitler.
Fîhâ (فِيهَا)
İbn Fâris: İçindelik (zarfiyet) edatı "fî" ve dişil zamir "hâ" (ateşe döner) birleşimidir. Bir kabın (zarfın) içindeki şeyi tamamen kuşattığı, havasız bıraktığı ve hapsettiği gibi, o ateşin de o ashabı (yoldaşlarını) bütünüyle içine aldığını gösterir.
Hâlidûn (خَالِدُونَ)
İbn Fâris: Hı-lam-dal (h-l-d) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeyin bozulmadan, çürümeden, bulunduğu hal üzere uzun süre veya sonsuza kadar kalması, yerleşmek ve devamlılık" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: Hulûd kavramını eskatolojik bir zaman felsefesiyle inceler. Dünyadaki eşyanın sürekli yaşlanıp çürüyerek (fesad) zamanın akışına yenik düşmelerine karşılık; ahiretteki "hâlid" olma durumunun, varlığın (inkarcının) zamanın o doğal akışından tamamen muaf tutularak, ölümsüzleştirilerek mevcut azap durumu (ateş) içerisinde "sonsuz bir şimdiye kilitlenmesi ve ebediyen dondurulması" eylemi olduğunu detaylandırır. Onlar için zaman ne ileri akar ne de bitiş çizgisine (ölüme) ulaşır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla