قُلْ اِنْ تُخْفُوا مَا ف۪ي صُدُورِكُمْ اَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ وَيَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Âl-i İmrân Sûresi, 29. Ayet
Daralt
X
-
De ki: İçinizdekileri gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir; göklerde olanları da yerde olanları da bilir. Allah her şeye kadirdir.
De ki: İçinizdekileri gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir. Muhtemelen burada, kafirlerle dostluk konusunda gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz her şeyi Allah'ın bildiği kastedilmektedir. Burada Allah, müminlerin kalplerinde onlarla dostluk konusunda bir şeylerin var olduğunu haber vermektedir. Fakat ayetten, insanların gizlediği ve açığa vurduğu her şeyi Allah'ın bildiği anlamı da kastedilmiş olabilir. Allah göklerde olanları da yerde olanları da bilir.
Yorum
-
Kul (قُلْ)
İbn Fâris: Kaf-vav-lam (k-v-l) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir düşünceyi, inancı veya tespiti sesli bir kelamla beyan etmek" olduğunu belirtir. Emir kipi olarak, mesajın kaynağının beşeri olmadığını, doğrudan ilahi bir emrin tebliği olduğunu ihtar eder.
İn Tuhfû (إِن تُخْفُوا)
İbn Fâris: Şart edatı olan "in" ile hı-fe-ye (h-f-y) kökünden türeyen fiilin birleşimidir. Kökün asıl manasının "bir şeyin üzerini örtmek, onu toprağa gömmek, gizlemek ve saklamak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: İhfâ (gizleme) eylemini psikolojik bir örtme olarak tahlil eder. İnsanın başkalarından sakladığı, derinlere gömdüğü sırlar, niyetler ve planlar üzerinde yoğunlaşır.
Mâ (مَا)
İbn Fâris: "O şey ki, her ne ki" anlamına gelen, gizlenen her türlü duygu ve düşünceyi kapsayan ism-i mevsuldür.
Fî Sudûrikum (فِي صُدُورِكُمْ)
İbn Fâris: İçindelik bildiren "fî" ile sad-dal-ra (s-d-r) kökünden gelen ismin birleşimidir. Kökün asıl ve fiziksel anlamının "bir şeyin ön kısmı, başı ve göğüs" olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu: Sadır (göğüs) kavramını kalbin ve sırların muhafaza edildiği o "derin/merkezi kap" olarak inceler. İnsanın dış dünyaya kapalı olan o en mahrem bölgesini (iç dünyasını) semantik sınırlarıyla analiz eder.
Ev Tubdûhu (أَوْ تُبْدُوهُ)
İbn Fâris: Be-dal-vav (b-d-v) kökünden geldiğini, asıl manasının "gizliliğin ortadan kalkması, saklı olanın yüzeye çıkması ve görünür olması" olduğunu belirtir. (Çölde açıkta yaşayanlara "bedevi" denmesi de bu açıklıktandır).
Râgıb el-İsfahânî: İbdâ (açığa vurma) eylemini, gizlenen şeyin (ihfâ) tam zıttı olarak, sözle veya davranışla dış dünyaya yansıyan eylemler olarak detaylandırır.
Ya'lemhullâhu (يَعْلَمْهُ اللَّهُ)
İbn Fâris: Ayn-lam-mim (a-l-m) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeyin izini ve alametini takip ederek onun hakikatini kusursuz şekilde bilmek" olduğunu belirtir. Şartın cevabı olarak gelir (Allah onu bilir).
Toshihiko Izutsu: Allah'ın bilmesi (ilm) kavramını mutlak bir epistemolojik kuşatma olarak tahlil eder. İnsanın gizli niyetleri (sırları) ile aşikar eylemleri arasında ilahi bilgi açısından hiçbir fark bulunmadığını, her iki durumun da Allah'ın "Alîm" sıfatının önünde eşit derecede berrak olduğunu analiz eder.
Ve Ya'lemu (وَيَعْلَمُ)
İbn Fâris: (A-l-m) kökünün tekrarıdır. Bilgi alanının kapsamının genişlediğini bildirir.
Mâ Fîs Semâvâti (مَا فِي السَّمَاوَاتِ)
İbn Fâris: Sin-mim-vav (s-m-v) kökünden geldiğini, asıl ve fiziksel anlamının "yüksekte olmak, yücelmek, bir şeyin üstünde bulunmak" olduğunu belirtir.
Ve Mâ Fîl Ardı (وَمَا فِي الْأَرْضِ)
İbn Fâris: Hemze-ra-dad (e-r-d) kökünden geldiğini, asıl manasının "alçakta olan, ayak basılan zemin, döşek ve yeryüzü" olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu: "Gökler ve yer" (semâvât ve ard) ikilemini, Kuran'ın kozmik bütünlüğü (meronimi) olarak inceler. İnsanın kalbindeki en gizli sır (mikro kozmos) ile evrendeki en büyük galaksi (makro kozmos) arasında ilahi bilgi (ilm) açısından bir süreklilik olduğunu, hiçbir şeyin bu bilgi ağının dışında kalamayacağını semantik olarak analiz eder.
Vallâhu (وَاللَّهُ)
El-Cevâlîkî: Lafzullah'ın (Allah isminin) etimolojik kökenine dair Arap dili tartışmalarını aktarır.
Alâ Kulli Şey'in (عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ)
İbn Fâris: Kuşatıcılık bildiren "alâ" harf-i ceri ile "her şey" manasına gelen tamlamadır.
Kadîr (قَدِيرٌ)
İbn Fâris: Kaf-dal-ra (k-d-r) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeyin miktarını, ölçüsünü belirlemek, ona güç yetirmek ve onu bir nizam (kader) içinde var etmek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: Kudret kavramını "irade ile güç yetirme" olarak tahlil eder. Allah'ın her şeyi bilmesinin (ilm) ötesinde; o bildiği her şey üzerinde mutlak tasarruf, müdahale ve kontrol gücüne (Kadîr) sahip olduğunu detaylandırır. Bilgi (ilm) ve güç (kudret) arasındaki bu ayrılmaz bağ, ilahi otoritenin sarsılmazlığını pekiştirir.
Yorum
Yorum