Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âl-i İmrân Sûresi, 17. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âl-i İmrân Sûresi, 17. Ayet

    اَلصَّابِر۪ينَ وَالصَّادِق۪ينَ وَالْقَانِت۪ينَ وَالْمُنْفِق۪ينَ وَالْمُسْتَغْفِر۪ينَ بِالْاَسْحَارِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Essâbirîne ve-ssâdikîne velkânitîne velmunfikîne velmustaġfirîne bil-eshâr(i)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      (Bu nimetler ayrıca) sabredenler, doğruluktan şaşmayanlar, huzurda boyun bükenler, hayır yolunda harcama yapanlar ve seher vakitlerinde Allah'tan bağışlanma dileyenler (içindir).

      Sabredenler. Denildi ki Allah'a itaate sabredenler veya farzları yerine getirmekte sabredenler, yahut da felaketlere, musibetlere ve şiddetli durumlara sabredenler. Sabır nefsi, sevdiği ve arzuladığı her şeyden alıkoymak demektir.

      Doğruluktan şaşmayanlar. Denildi ki imanlarında samimi olanlar, yine denildi ki vadini yerine getirenler, yahut da söyledikleri ve haber verdikleri her konuda doğruluktan ayrılmayanlar.

      Huzurda boyun bükenler. Bu ilahi beyana boyun eğen, itaat eden veya ürperti içinde bulunan anlamı verilmiştir; bunların hepsi aynı sonuca varır. Kunût'un kök anlamı ayakta durup hazır olmaktır; başkası için huzurda duran kimse, itaat eden, ürperen, boyun eğen ve kabul eden kişi olur. Bir görüşe göre "kanit" ikrar eden demektir; Cenab-ı Hakk'ın "hepsi de O'na boyun eğmişlerdir" mealindeki ilahi beyan gibi, yani ikrar edenler.

      Hayır yolunda harcama yapanlar. Buradaki infak, müslümanların mallarına gereken zekat ve sadaka gibi hususlardır. Buradaki infak edenler anlamı müslümanların birbirine karşı akrabalık ve sılada bulunma gibi hakları eda etmek demektir. Katade şöyle demiştir: Sabredenler, Allah'a itaat etme ve haramlarından kaçınma noktasında kararlı olanlar demektir.

      Doğruluktan şaşmayanlar. Yani niyetleri temiz, kalpleri ve dilleri doğruluktan ayrılmayan, gizli ve açık sözlerde doğruluktan ayrılmayanlar. Huzurda boyun bükenler, yani itaat edenler. Hayır yolunda harcama yapanlar, yani Allah yolunda mallarını harcayanlar.

      Seher vakitlerinde Allah'tan bağışlanma dileyenler. Denildi ki seherlerde namaz kılanlar, yine denildi ki gecelerin ilk vakitlerinde namaz kılan ve son vakitlerinde tövbe edenler. İstiğfarın asıl anlamı kişinin işlediği günahlardan içtenlikle pişmanlık duyup bağışlanma istemesidir, bunun yanında hiçbir şekilde aynı şeyleri yapmamaya kesin karar vermesidir. Yoksa insanların gönülden pişmanlıkları olmadığı halde sadece dilleriyle "estağfırullah" demeleridir. Gerçek anlamda istiğfar sebeplerine bağlanarak affedilmeyi istemektir, yoksa diliyle "beni bağışla" demek değildir; tıpkı Nuh aleyhisselamın kendi kavmine "Rabbinizden mağfiret dileyin" demesi gibi ki, o, kendilerine tevhidi emretmiştir. Aziz ve celil olan Allah, tefsirini yapmakta olduğumuz ayette, cennetin sabredenlere ve doğruluktan ayrılmayanlara ... ait olduğunu haber vermektedir. En doğrusunu bilen Allah'tır.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        es-Sâbirîn (الصَّابِرِينَ)

        İbn Fâris: Kelimenin sad-be-ra (s-b-r) kökünden geldiğini, asıl ve temel anlamının "hapsetmek, alıkoymak, durdurmak ve nefsi şikayet etmekten, sızlanmaktan menetmek" olduğunu belirtir. İnsanın kendi içsel dürtülerini veya dışarıdan gelen zorlukları kararlı bir şekilde karşılayıp, ruhunu panik halinden (ceza') alıkoymasına dilbilimsel olarak bu ismin verildiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: Sabır kavramını ahlaki ve felsefi bir çerçevede inceler. Sabrı, "nefsi, aklın ve dinin gerektirdiği sınırda tutmak; yine aklın ve dinin yasakladığı şeylerden alıkoymak" olarak tanımlar. Ayetteki bağlamında bu kelimenin, 14. ayette sayılan dünyevi şehvetlere (altın, kadın, mal) karşı koyma iradesini ve 15. ayetteki cennet ideali uğruna dünyevi zorluklara katlanma eylemini temsil ettiğini detaylandırır.

        Toshihiko Izutsu: Kuran'ın etik sisteminde sabır kavramını "pasif bir katlanma" değil, son derece "aktif ve dinamik bir direnç" olarak analiz eder. Bedir savaşı (13. ayet) gibi dışsal krizler ile içsel arzular (şehevat) arasında sıkışan müminin, iman ekseninde kalarak sergilediği sarsılmaz varoluşsal duruşu ve psikolojik dayanıklılığı semantik olarak tahlil eder.

        es-Sâdikîn (وَالصَّادِقِينَ)

        İbn Fâris: Sad-dal-kaf (s-d-k) kökünden türediğini, asıl anlamının "güç, sağlamlık ve bir şeyin gerçeğe tam olarak mutabık (uygun) olması" olduğunu belirtir. Yalanın ve eğriliğin (kizb/zeyğ) tam zıttı olan bu kelimenin, sözün vakıaya (gerçeğe) eksiksiz bir şekilde uymasını ve karakterdeki yapısal doğruluğu ifade ettiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: Doğruluk (sıdk) kavramını sadece dille söylenen bir söz olmaktan çıkarıp eylemsel bir boyuta taşır. Gerçek sadıkların, "içlerindeki iman (niyet) ile dışarıdaki eylemleri (amel) arasında hiçbir çelişki bulunmayan", sözlerini davranışlarıyla doğrulayan kişiler olduğunu belirtir. Önceki ayetteki "biz inandık" (âmennâ) beyanının, bu ayetteki eylemsel bir sadakatle ispatlanması gerektiğini analiz eder.

        Toshihiko Izutsu: Sidk kavramını Kuran ahlakının temel taşlarından biri olarak değerlendirir. Cahiliye döneminde kabileye karşı duyulan körü körüne sadakatin, Kuran tarafından dönüştürülerek "ilahi hakikate ve tevhid inancına karşı gösterilen tavizsiz dürüstlük ve bağlılık" formuna sokulduğunu ontolojik sınırlarıyla inceler.

        el-Kânitîn (وَالْقَانِتِينَ)

        İbn Fâris: Kaf-nun-te (k-n-t) kökünden geldiğini, bu kökün asıl manasının "itaat etmek, namazda uzun süre kıyamda durmak ve huşu içinde sessiz kalmak" olduğunu belirtir. İsyankarlığın zıttı olarak, yaratıcıya karşı boyun eğişi ve bu eğişteki saygı dolu sükuneti dilbilimsel olarak ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî: Kunut kavramını sıradan bir itaatten ayırır. Bu kelimenin, "korku veya zorlamayla değil; sevgi, huşu ve derin bir saygıyla harmanlanmış, sürekli ve gönüllü bir boyun eğiş" olduğunu tahlil eder. Nefsin şehvetlerinden arınıp (sabır ve sıdk aşamalarından sonra) ilahi iradeyle tam bir uyum içine girme halini detaylandırır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç: Kavramın varoluşsal derinliğine dikkat çeker. "Kânitîn" vasfının, müminin sadece belirli ibadet anlarında değil, tüm yaşamı boyunca ilahi yasalara karşı sergilediği içsel ve kesintisiz bir "esas duruş", bir teslimiyet ve ahlaki hizalanma durumu olduğunu felsefi bir dille analiz eder.

        el-Munfikîn (وَالْمُنْفِقِينَ)

        İbn Fâris: Nun-fe-kaf (n-f-k) kökünden geldiğini, asıl anlamının "bir şeyin tükenmesi, elden çıkması, geçip gitmesi" olduğunu belirtir. Tünel (nafak) kelimesinin de bir taraftan girilip diğer taraftan çıkıldığı için bu kökten geldiğini hatırlatarak; infak eyleminin, malın kişinin kendi tekelinden ve mülkiyetinden çıkarılıp başkalarına aktarılması eylemini etimolojik olarak karşıladığını açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: Harcama (infak) kavramını sosyo-ekonomik ve teolojik bir eksende inceler. 14. ayette eleştirilen "yığınla altın ve gümüş biriktirme/istifleme" (kanâtîr-i mukantara) şehvetinin tam zıttı ve ilacı olarak bu kelimeyi konumlandırır. İnfakın, malın ontolojik bir "meta" (geçici) olduğunu idrak edip, onu ebedi bir amaca (ilahi rızaya) dönüştürmek için elden çıkarma erdemi olduğunu detaylandırır.

        Toshihiko Izutsu: Kuran'ın sosyal adalet sisteminde infak kavramının rolünü tahlil eder. İslam öncesi Arap toplumunda servetin şahsi kibrin ve kabile gücünün bir aracı olarak kullanıldığını; infakın ise malı şahsi mülkiyetin hapsinden kurtararak, Allah'ın emrettiği yönde sosyal bir dayanışma aracına dönüştürdüğünü ve bunun da "takva"nın eylemsel (pratik) kanıtı olduğunu analiz eder.

        el-Mustağfirîn (وَالْمُسْتَغْفِرِينَ)

        İbn Fâris: Ğayn-fe-ra (ğ-f-r) kökünden geldiğini, bu kökün temel anlamının "bir şeyin üzerini örtmek, onu kirden veya zarardan korumak için sarmalamak" olduğunu belirtir. Kelimenin "istif'al" (talep/istek) babında gelmesinin, kişinin kendi çabasıyla temizlenemeyeceğini idrak edip, Allah'tan kendi günahlarını ve kusurlarını "örtmesini, koruyucu bir kalkan (miğfer) altına almasını" aktif ve sürekli bir şekilde talep ettiğini dilbilgisi kurallarıyla açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: Mağfiret talebini (istiğfar) felsefi bir zeminde analiz eder. Bu eylemin sadece dille söylenen bir "bağışla beni" sözü olmadığını; fiillerle, sabırla, sadakatle ve infakla desteklenmiş, tüm benlikle ilahi örtüye sığınma çabası olduğunu belirtir. Önceki erdemleri (sabır, sıdk, infak) saydıktan sonra istiğfarın gelmesinin, müminin ne kadar ibadet ederse etsin asla kibre kapılmayıp daima bir eksiklik duygusuyla ilahi merhamete muhtaç olduğunu idrak etmesi şeklinde tahlil eder.

        el-Eshâr (بِالْأَسْحَارِ)

        İbn Fâris: Sin-ha-ra (s-h-r) kökünden gelen "seher" kelimesinin çoğulu olduğunu belirtir. Kökün asıl anlamının "gecenin son kısmı, tan yerinin ağarmasından hemen önceki vakit" olduğunu ifade eder. Ayrıca akciğer, gizli ve ince şeylere de bu kökten isim verildiğini (örneğin sihir); seher vaktinin de gecenin karanlığı ile gündüzün aydınlığının birbirine karıştığı, sınırların belirsizleştiği "gizemli, ince ve sessiz" bir zaman dilimi olmasından dolayı bu ismi aldığını açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: Seher vaktini psikolojik ve ruhsal bir arınma mekanı olarak tahlil eder. Bu vaktin, insanların büyük çoğunluğunun uykuda olduğu, nefsin dinlenmeyi (şehveti) en çok arzuladığı an olduğunu belirtir. İstiğfar eyleminin özellikle bu vakte (bil-eshâr) tahsis edilmesinin; ibadetin gösterişten (riyadan) en uzak, en samimi ve iradenin en çok zorlandığı (sabır gerektiren) zaman diliminde yapılmasına ontolojik bir övgü olduğunu detaylandırır.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar: Kelimenin retorik (belagat) gücünü ve ayetin kapanışındaki vuruculuğunu inceler. Tüm o büyük erdemlerin (sabır, infak, doğruluk) en son "seherlerde mağfiret dilemek" gibi son derece mahrem ve içsel bir eylemle mühürlenmesinin, İslam ahlakında dışsal toplumsal iyiliklerin (infak) ancak içsel ve geceye ait derin bir manevi disiplinle (seher) ayakta kalabileceğine dair sarsılmaz bir mesaj olduğunu tahlil eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X